<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gökçek Gıda İlaç</title>
	<atom:link href="http://www.gokcekaktar.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gokcekaktar.com</link>
	<description>Sağlık Yaşam Sırları</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Feb 2010 10:39:31 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>GÖKÇEK Lifli Detoks</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/gokcek-lifli-sb-gokcek-lifli-sindirim-bombasi/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/gokcek-lifli-sb-gokcek-lifli-sindirim-bombasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 11:14:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gökçek'ten]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[basur]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[doğal tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[gökçek aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Gökçek İksir]]></category>
		<category><![CDATA[gökçek sindirim bombası]]></category>
		<category><![CDATA[Gökçek Tonik]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim gökcek]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığa yararlı bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığa zararlı bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim bozuklukları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[Malumunuz son üç-dört senedir medayadan sürekli beden temizliği, kozmik temizlik vücudu arındırıcı tedavi yöntemlerinden bahsedilmektedir.Aslında rahatsızlıkla ilgili söylenenler doğru, fakat tedavi yöntemleri çok yanlış olduğundan insanlar lavman ve hidrokolonterapi gibi yanlış tedavi yöntemleri büyük felaketlere sebep olmaktadır.Berlinde bir bayan televizyondan takip ettiği medyatik bir beyefendiye güvenerek ve inanarak&#8230;.Hastaneye gidiyor ve hidrokolonterapi yaptırıyor, yani kalın bağırlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><img class="alignright size-full wp-image-548" title="Zerdeçal4" src="http://www.gokcekaktar.com/aa/wp-content/uploads/2009/09/Zerdeçal41.jpg" alt="Zerdeçal4" width="358" height="392" />Malumunuz son üç-dört senedir medayadan sürekli beden temizliği, kozmik temizlik vücudu arındırıcı tedavi yöntemlerinden bahsedilmektedir.Aslında rahatsızlıkla ilgili söylenenler doğru, fakat tedavi yöntemleri çok yanlış olduğundan insanlar lavman ve hidrokolonterapi gibi yanlış tedavi yöntemleri büyük felaketlere sebep olmaktadır.Berlinde bir bayan televizyondan takip ettiği medyatik bir beyefendiye güvenerek ve inanarak&#8230;.Hastaneye gidiyor ve hidrokolonterapi yaptırıyor, yani kalın bağırlarını yıkatıyor.Netice ne oluyor.Karnı davul gibi şişen bayan sürekli tuvalete gitmeye başlıyor, karnı ağrıyor, halsiz, dermansız ve bitkin olduğundan evinde hiç bir şey yapamadan sadece yatıyor.Bu bayan beni aradı ve ne yapabiliriz dedi ve aynı şekilde Antalya, Ankara, istanbul ve Adana&#8217;dan telefonlar almaya başladım.İnsanların %80&#8242;in de sindirim sorunu var ve çözüm arıyorlar ne yapabilirim diye aylarca düşündüm ve Lifli Detoks&#8217;u ürettim.Tabii her zaman olduğu gibi bu defada önce kendi üzerimde denedim.Lifli Detoks sanki bağırsakları fırça ile temizlemişsiniz gibi bağırsakları temizler.4 Beyaz (beyaz un, şeker, peynir, beyaz pirinç) ve 4 Siyah (siyah çay, kahve kola, çikolata) hayatımızı karartıyor.Siyah çay, şeker, peynir, beyaz un mamüleri, beyaz pirinç ve tatlı yiyecek ve içecekler bağırsaklar da zift veya zamk gibi pislikler bağırsak mukozasına yapışır.Lifli Detoks bu zifti çözer ve bağırsakları temizler.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şayet kişi et yerken yanında beyaz undan yapılan ekmek yerse beyaz unda ki nişasta etin etrafında zamk gibi bir bulamaç oluşturur ve midenin salğılamış olduğu asit bu bulamaca etki edemediğinden et&#8217;teki vitamin, mineral ve aminoasitlerin değerlendirilmesi mümkün olmaz.Bazıları ban gelip ben çok sağlıklı besleniyorum bende nasıl avitaminoz (vitamin yetersizliği), mineral yetersiliği veya aminoasit yetersizliği olur diyorlar.Sebebi bu yanlış beslenme artı siyah çay 5 dakikadan fazla demlenirse bağırsakları kurutur ve bağırsaklar besinlerde ki vitamin, mineral ve aminoasitleri absorbe edemez.Peynir yediğinize örenğin 100 gram peynirden 200 mg kalsiyum bağırsaklarınız emerse, peynirin sebep olduğu asidoz nedeniyle 500 mg kalsiyum kaybeder.Yani uzun vadede peynir kemik erimesine sebep olur.Tatlının zararlını saymama gerek yok kemik erimesi, sinirsel zafiyet zamanla diyabet hastalığı görülür.Artı günümüzde Amarikan tarzı fast food beslenme, cips, kola, kikolata gibi aşırı katkı maddesi içeren yiyecek ve içecekler aynı hormon gibi etki yapar ve insanlarda depresyon, panik atak, alerji, deri hastalıkları sindirim rahatszılıkları gibi farklı farklı rahatsızlıklara sebep olur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bence bu hidrokolonterapi kolon kanser gibi ağır vakalarda ve diğer ağır bağırsak vakaları gibi acil durumlar da kullanılır.Keyfi olarak basit kabızlık veya benzeri problemler nedeniyle hidrokolonterapi yapılmaz.Çünkü hidrokolonterapi yapıldığında bağırsaklarda ki faydalı bakteriler (bağırsak çiçekleri, bağırsak florası) dışarı atılır.Bilindiği gibi faydalı bakteriler B6, B9, Folikasit ve K vitaminleri üretirler ve lifli besinleri parçalar, yağları yağ asidine, proteinleri amino asitlere dönüştürürler.Faydalı bakteriler azalınca zararlı bakteri ve mantarlar çoğalır ve üretikleri tokik maddelerde çoğalır.Toksik maddeleri karaciğer arıtmaya çalışır.Bu toksik maddeleri karaciğer arıtamazsa kanda dolaşan toksik maddeler diğer organlara depolanır.Hangi organa ne kadar toksik madde depolanırsa o organda problem çıkar.Beyinde oluşan plaklar beyin kanamasına, kap damarlarındaki yaplanma kalp krizine, cinsel organlarda ki yağlanma cinsel isteksizlik ve iktidarsızlığa, böbrekler de oluşan mercanımsı oluşumlar kronik böbrek yetmezliğine, pankreastaki yağlanma diyabete sebep olur vb. bir çok hastalık ortaya çıkar.Tedavi için iksir, tonik ve Lifli Detoks kullanmak gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kullanılması: Lifli Detoks hem çay gibi içilebilir, hemde bir bardak ılık suyu 2-3 tatlı kaşığı katılarak karıştırılır ve içilirse bağırsaklarda ki pisliği sünger gibi emer ve fırça gibi temizleyici özelikleri vardır.</span><!-- google_ad_section_end --></p>
<p>BAĞIRSAK FLORASI,Probiyotikler</p>
<p>Bağırsaklar alan olarak 300 -400 m2 büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilinen 500 tur bakteri mevcuttur ve bunlar 100 trilyon arasında yekun tutar ve insandaki hücrenin 10 katıdır. Bunlar genellikle kalın bağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin % 98&#8242;i faydalı olup yediğimiz besinler-deki proteinleri aminoasitlere, karbonhidratlar, disakkaritlere ve yağları yağ asitlerine dönüştürürler.</p>
<p>Örneğin proteinler 30 000-300 000 molekülden oluşur ve bunu amino asitlere (tek moleküle) enzimler veya bakteriler aracılığı ile dönüşürler. Faydalı bakteriler bir taraftan besinleri parçalayarak moleküllere ayırırken diğer taraftan da BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Aşırı et, peynir, yumurta ve mamulleri yiyen kişilerin sindirim organları zamanla yeterince ve kaliteli enzim salgılayamazlar ve bakterileri de görevlerini yapamayınca sindirim problemleri başlar. Faydalı bak*terilerin oranının azalması ile onların yerine patojen (hastalık yapan) bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler yerleşir ve dengeler bozulur. Kişide immün zafiyeti (bağışık sistemi), alerji, enfeksiyona karşı dayanıksızlık, iltihaplı hastalıklar vb. rahatsızlıklar ortaya çıkar.</p>
<p>Probiyotikler: Bağırsak mukazasını (bağırsak duvarını ) zararlı maddelerden korur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Yiyeceklerin hazmını kolaylaştırır, Mantarların ve bakterilerin üretmiş olduğu toksik maddelerin kana geçmesini engeller.Bağışıklık sistemini güçlendirmek. Kronik iltihaplı hastalıkların oluşmasını önler. İshali kabızlık, şişkinlik ve gaz oluşumunu önler. Matar ve bakterilerin üretiği toksik madeler başağrısı, migren, depresyon, panik atak gbi rahatsızlılara sebep olur, propbiyotikler bunu önler. Yaşlanmayı ve hatta kanser gibi ağır hastalıkları önler. Lenf sisteminin % 85&#8242;i bağırsaklardadır, lenf sistemini güçlendirirerek kokuşmayı önler.</p>
<p>Kalın bağırsaklarda 500 tür ve miktar olarak 100 trilyon civarında ve de ağırlık olarak takriben 1,5 kg bakteri ve mantar bulunur. Bakterilerin bir kısmi fecesle (dışkı ) ile dışarı atılır ve bu yolla dışarı atılan bakteri oranı bir yılda 70 kg.ı bulur. Bakteriler protein artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (bakteroides, proteus, E. coli, ve clostrium gibi) ve karbonhidrat artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (Bifidobakterium, laktobacillus ve streptokokçu faecalis gibi) arasında bir denge vardır. Faydalı bakterilere probiyotikler denir. Gökçek İksir ve Gökçek Tonik probiyotiklerin çoğalmasını sağlar. Zararlı bakteri ve mantarları yokeder.</p>
<p>Antibiyotik ilaçlar, konserveli besinler, hazır yiyecekler (hamburger , Cheesburger vb.) asitli içecekler, (cola, fanta vb.) aşırı hayvansal besin, siyah çay ve kahve faydalı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur. Böylece zamanla E. coli, enterokokken ve clostridin gibi bakte*rilerin oranı aşırı artar. Buda başta alerji olmak üzere birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Manchester mikrobiyolojik araştırmalar merkezinden Dr. M. Moradı10 alerjik rahatsızlıkları olan ve 10 alerjik rahatsızlıklar olmaya bir yasındaki bebekler üzerinde araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda alerjik rahatsızlıkları olanların kalın bağırsaklarında yüksek oranda clostridium difficile tespit edilmiş ve bu bakterinin de igG oranını yükselttiği görülmüştür.</p>
<p>Berlin Postam&#8217;dan Dr. Habil Jurgen Schulz bağırsak florasının bebeklerin doğduktan sonra anne sütü, inek sütü veya mama ile beslenmelerine göre şekillendiğini tespit etmiştir. Buna göre anne sütü ile beslenen çocukların bağırsak içeriğinin pH-Değeri 3,5-5 arasında ve mama ile beslenenler de ise pH-Değerinin 7 veya hafif üzerinde olduğunu tespit etmiştir.Sindirim organları günde ortalama 7 -8 litre salgı (enzimler, hormonlar, vitaminler, asitler ve alkalik maddeler) üretir. En ideal enzim pH-Değerinin 4,5-6,5 arasında olması halinde salgılanır.</p>
<p>PH-Değerinin nötre, yani 7&#8242;ye yakın olması halinde enzimin kalitesi %70&#8242;lere vara oranda düşer. Buda kişinin yediklerini sindirmeden çıkarması demektir, yani besinlerdeki vitaminler, mineraller, aminoasitler, yağ asitleri ve glikozlardan yeterince istifade edemez. Bağırsaklardaki pH-Değerini nötrlü bir ortamda seyri halinde proteinler aminoasit yerine biyojen aminlere dönüşürler ve bunlardan özellikle de histamin alerjiye sebep olur. İkinci olarak Amonyum (NH4+) yerine Amonyak (NH3) oluşur. Amonyak nötr olduğundan kolayca kana karışır, bu ise hücreler için bir zehirdir.</p>
<p>Üçüncü olarak faydalı bakterilerin yeterince B-Vitaminleri üretememesi nedeniyle Homocystein elimine edilemez, bu ise oldukça tehlikeli maddedir. Homocystein LDL-Kolesterolünü oksitler ve yabancılaşan kolesterolü makrofaj yiyerek süngersi artık maddeler oluşur ve bu da damarların iç yüzeyine yığılarak damar sertliğine sebep olur. Bu da ilerleyen süreç içinde başta beyin kanaması ve kalp enfarktüsüne sebep olur (OMZ 3.03.4). Dördüncü olarak bağırsaklarda faydalı bakterile*rin antibiyotik ilaçlar nedeniyle azalmasından dolayı onun yerine tehlikeli mantarlar çoğalır ve artan mantarlar zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretirler ve bunların karaciğer tarafından arıtılması Sindirim organlarını yorar ve asli görevini yapamayan sindirim organları yıpranır.</p>
<p>Beşinci olarak bağırsak florasının bozulması zamanla pankreas, karaciğer, mide ve bağırsakların ürettiği enzimin kalitesinin düşmesi nedeniyle kişide yağ-, protein- ve karbon hazımsızlığı nedeniyle kişide yağlanma, şişmanlık, damar sertliği ve alerji gibi hastalıklar ortaya çıkar. Ayrıca bağırsak florasının bozulmasına dişeti iltihaplanması, lef bezelerinin iltihaplanması, alkol, sigara, aşırı kahve ve aşırı siyah çay içmede sebep olur.</p>
<p>Akut pankreatitte bağırsaklar 30.000 Daltona varan orandaki büyük moleküllerin dahi geçmesi için kanalları büyütür. Enzimlerin kalitesi düştüğünden besinleri tam sindirilmez ve bu nedenle bağırsaklar geçişleri kolaylaştırmak içinkanalları (virüsler) genişletir. Böylece tam sindirilmemiş besin maddeleri absorbe edilir ve bu alerjiye sebep olur. şayet kana sadece besin maddeleri geçmez aynı zamanda Candida albicans isimli maya mantarı da kana geçerse ve bu kan dolaşımın iflası ve yani ölüm demektir.</p>
<p>Altıncı olarak Bir diğer önemli faktör ise Midenin ağır katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çicolata, kek vb.) ve soft içecekler (cola, fanta vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mide İLTİHAPLANMASI, mide mukozası İLTİHAPLANMASI) oluşur. Bu nedenle Mide yeterince intrinsic faktörü (sialinasitli glukoprotein) salgılayamaz. İntrinsic faktörü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasıl ki diyabet hastalan için ensülin önemli ise besinlerin sindirilmesi için de intrinsic faktörü o kadar önemlidir. intrinsic faktörünün yetersizliği vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olur. Neticede birçok hastalık ortaya çıkar ve bun*lardan bazıları: Alerji, deri hastalıkları, sindirim organlarındaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722) Bağırsak florasının ideal şekilde olabilmesi için Gökçek İksiri, Gökçek Tonik veya ZYE iyi gelir ve birazda keten-, çörek-, elma- ve limon preparatlarının faydası vardır.</p>
<p>Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.</p>
<p>[nggallery id=2]</p>
<p>Mantarlar, mycosis, mikozis, mikoz</p>
<p>Mantarlar önce eksojenik (harici) ve endojenik (dahili) mantarlar olmak üzere iki gruba ayırılır. Eksojenik mantarlar deri, tırnak ve ayak mantarları diye üç grupta incelenir. Endojenik mantarlar iki grupta incelenir ve bunlar küf mantarları (aspergillus, ?) vede maya mantarı candida albicans, ?) Küf mantarı olmadan maya mantarı yaşıyamaz. Küf mantarı ve maya mantarlarının vücuda yerlaşmesibağırsak florasının tahribatına nedeniyledir.</p>
<p>Son yıllarda Almanyada sürekli candida albicansın ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediliyor, fakat bu mantarın neden bu kadar çok yayılabildiği ve nasıl olupta bir çok hastalığa sebep olduğu konusunda pek birşey yazılmıyor. İşte burada bu konu matarların yayılmasına antibiyotitik ilaçlar (bakterileri öldürürcü) ve antimikozit (mantarları yokedici) ilaçlar ve kortizonlu ilaçlar en önemli etkenler olduğunu göreceğiz.</p>
<p>Küf mantarı hem faydalı hende zararlıdır.<br />
a-) Faydaları:<br />
1-) Tabiattaki artık maddeleri çürütür ve toprağa dönüştürür.<br />
2-) Hayvan ve bitli artıkları ve ölüsünü vede insanın artılkarını toprağa dönüştürtür.<br />
3-) İmalat sanayinde üretim aracı olarak kulanılır.<br />
4-) Vitamiler, enzimler ve antibiyotikler üretümünde kulanılır.</p>
<p>b-) Zararları:<br />
1-) Odun, tekstil, kağıt ve besinleri tahripederek milyarlarca zarara sebep olur.<br />
2-) Bitki hastalıklarının baş sorumlusu olup, meyve ve sebzeleri tahripeder ve milyarlarca zarara sebep olur.<br />
3-) İnsan ve hayvanlarda enfeksiyon ve allerji başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olur.<br />
4-) Küf mantarlarının üretikleri zehirler (mikotoksinler) kanser başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olurlar.<br />
Mantar türleri:<br />
Mantarlar likenlerle birlikte yaşarlar. Likenler fotosentezle karbonhidratları üretirler ve mantarlarda su ve mineralleri likenlere sunarlar. Böylece problemsiz birlikte yaşarlar. Antibiyotik ilaçların %25?inin küf mantarından eldeedilir. Bunedenle antibiyotik ilaçlar küf mantarlarının gelişmesi ve yayılması için ideal ortam oluştururlar.<br />
a-) Maya mantarları: Candida albicans ve kryptokokken en önemlileridir.<br />
b-) Küf mantarları: Aspergillus türleri, penicillum, mucor, botrytis, fusarium, alternaria ve cladosporium türleri en önemlileridir.</p>
<p>Mantarların yayılışı:<br />
1-) Besinlerle küf mantarları yayılır.<br />
2-) Kimyasal ilaçlar küf mantarlarının yayılmasına sebep olurlar, örneğin penisillin küf mantarından eldeedilmiştir.<br />
3-) Ağır metaller: Bakır ve civa gibi küf mantarlarının yayılmasına sebep olur örneğin eskiden bakır kaplarla yenen yemeklerden dolatı sıksık zehirlenmeler olmuştur.<br />
4-) Küf mantarını tenefüs ederek zehirlenme</p>
<p>Küf mantarı nerede bulunur?<br />
Ahırları, hayvan bulunan evler, hyvan yemleri, tahıl ambarları, nemli veya yaş odalar, ev tozu, eski koltuklar, eski döşeme, tam olarak kurumamış yeni binalar, ağaç mobilya ve lamimnat gibi tahta döşemelerde kulanılan kimyasal ilaçlar, mutfak, besin depolanan kelerler, klimalar, nemli havanınaolduğu mekenlar, süsbitkileri, bitki artıkları, sabunlar ve kozmetik maddeler, diş macunları, kimyasal ilaçlardan: antibiyotikler, antialarjikler, antihistaminikler, kortizon ve mide-bağırsak ilaçları küf mantarları içerirler. Ayrıca kimyasal meteotlarla hazırlanan ilaçlar örneğin B12-Vitamini, penisilin vb. Küf mantarlarından eldeedilir. Buda fayda yerine zarar verir. Bu nedenle doğal yollarla vitaminalınması ve antibiyotikler yerine Gökçek İksiri alınması daha uygundur.</p>
<p>Mantar hastalıkları:<br />
Deri, tırnak ve ayakta görülen mantar türleri genelikle mukozada mantar olduğuna işarettir. Küf mantarları nefesyolları ve sindirim sistemine, özeliklede mide-bağısak mukozasına yerleşirler. Nefesyollarına yerleşmişse allerji, astım, allerjik bronşit ve mide-bağırsak mukozasına yerleşmişse besinallerjisi, migren, depresyon, hormon anormalikleri vede mide-bağırsak rahatsızlıklarına sebep olurlar.</p>
<p>Mikotoksinler (mantar zehirleri):<br />
Kronik bronşit, astım, psödo-krup, bronş karzinomu, ishal, kabızlık, bulantı, besinallerjisi, kronik bağırsak ilt. (enterit), kalın bağırsakilt. (kolit), kalın bağırsak ülseri, psodö-allerji, allerji, allerjik astım, kronik bronşit, enfeksiyon ve çoçuklarda hiperaktifitete neden olur. Buna karşı kulanılan kortizonlu ilaçlar küf mantarının yayılmasına neden olduğundan hastalık dahada karmaşı bir hal alır ve daha başka hastalıklarda ortaya çıkar. Mikotoksinler organizmayı taripeder, mutajenik (genetik değişim yaratan), kanserojen (kanser yapıcı ), ve teratojenik (organ ve dokuların özürlü olmasına sebep olan) etkilere sahiptir.</p>
<p>Mikotoksinler, mantar zehirleri:<br />
Küf mantarının zehirlerini yani mikotoksinleri üretmesi besin maddeleri ve hayvan yemleri ile mümkündür. Nemli ekmek hemen küflenirken , kuru ekmek asla küflenmez. Küf mantarı 0-40 derece arasında her zaman mikotoksin salgılıyabilir. Küf mantarının mikotoksin üretimi durdurulamaz, fakat besinler hazırlanırken dikat edilirse küf mantarının yayılması önlenir. En tehlikeli çavdar mahmuzu mantarıdır. Bu mantar ishal, kusma, bulantı, başağrısı, organların ölmesi, sinirlerin tahrip olması, kaslaerda karıncalanma, kramplar, sara vb. Rahatsızlıklara sebep olur.</p>
<p>Küf mantarının en önemlileri:<br />
1-) Aspergillus flavus<br />
2-) Aspergillus fumigatus<br />
3-) Aspergitus niger<br />
Bunlar çok tehlikeli mikotoksik maddeler olan: Aflotoksin B1, G1, M1, Patulin, Ocratoksin A, Kojiasidi (Cojiasidi) ve Penisilinasidi üretürler. Bu mikotoksinler: Tansiyon düşürücü, mutajen, teratojen, kanserojen, ce nefrotoksik etkiye sahiptirler. Küf mantarlarının üretiği bazı zehirler ise östrojen (dişilik hormonu) gibi etkiye sahiptirler.</p>
<p>Mikotoksikozlar (Mikotoksinlerin sebep olabileceği hastalıklar):<br />
İshal, kusma, mide ağrısı, ağız ve yutakta yanma, kas krampları, nefes alış-verişlerini felçe uğratma, nabız zafiyeti, titreme, üşüme, eklem ağrıları, bazı uzuvlarda uyuşukluk, nefes darlığı, sara, hafıza kayıbı, koma, romatizma, MS (multiple skleroz), Parkinson hastalığı, Lupuserythematodes (kılcal damarlardaki patalojik değişiklikler, kronik yorğunluk, hormon anormalikleri vb hastalıklar</p>
<p>Mikotoksikoz türleri:<br />
a-) Eksojenik (harici) nedenlerle ortaya çıkan mikotoksikozlar:<br />
1-) Küf mantarının yayılması, örneğin: Orman, tahıltarlaları ve binalar<br />
2-) Kimyasal ilaçlar ve ağır metaller, örneğin haşerelere karşı kulanılan ilaçlar.<br />
b-) Endojenik (dahili) mikotoksikozlar:<br />
1-) Mikotoksin içeren ilaçlar<br />
2-) Antimikozitikalar (mantarlara karşı kulanılan ilçlar)<br />
3-) Küf mantarlarının üretiği besinler</p>
<p>Bunlardan eksojenik mikotoksikozları tedavi etmek kolaydır. , fakat endojenik mikotoksikozlar çok problem yaratabilir. Endojenik mikotoksikozlar primeri (birinci) ve sekodori (ikinci) olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer mikotoksikozlar direkt olarak küf mantarları tarafından sebep olunan rahatsızlıklar olurken sekondori mikotoksikozlar ayrıca bağırsakların, özeliklede ince bağırsağın tashrip olması nedeniyle daha kompleks bir durum ortaya çıkar.</p>
<p>Mantarların semptomu (belitileri)<br />
1-) Maya mantarları şeker ve karbonhidratlarla beslenir ve bunlarda ürettiği zehirli gazlar şişkinlik yapar.<br />
2-) Nefes darlığı ve kalprahatsızlıkları: Karındaki gaz diyaframı yukarı doğru kalrdırır. Sıkışan akciğer nedeniyle defes darlığı ve sıkışan kalp nedeniylede kalp rahatsızlıkları görülür.<br />
3-) Dişeti ve dilde beyaz tabakalar oluşur fırcalamave yıkama ile gecsede yenide oluşur.<br />
4-) Deride kaşıntıya sebep olur.<br />
5-) Bağırsak mantarlarının aşırı şeker tüketmesi nedeniyle kişinin kanında şeker yetersizliği görülür. Vücudun şeker ihtiyacı giderilemediğinden kişi sürekli şekerli maddeler yer. Sürekli yemek yeme nedeniyle kişi kilo alır ama kilo veremez, bu nedenlede diyetler işe yaramaz.Bazı kişilerde aşırı şişmalığa sebep olur.<br />
6-) Bağısaklardaki mantarlar faydalı bakterileri yavaş yavaş yokederek yerini alı. Bu nedenlede kişide kabızlık, ishal vb. Rahatsızlıklar ortaya çıkar.Bu mantarlar sonra idrar yollarına geçer.<br />
7-) Kişi alkol içmediği halde ağzı alkol kokuyorsa buna bağırsak mantarlarınaın sebe olduğu alkol üretimindendir.<br />
 <img src='http://www.gokcekaktar.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> Kronik mesane ve vajina iltihaplanması:Antibiyotik ilaçlar bakterileri öldürürken mantarların yayılmasına neden olur. Böylece daha tehlikeli ve sıksık iltiplanmalar görülür.<br />
9-) Eklem ve kas ağrıları: Mnatarların salğıladığı mikotoksinlereklem ve kaslarda yoğunkaşarak ağrılara sebep olur. Bu ağrıların romatizmadanmı mikotoksinlerdenmi olduğu analşılamaz.<br />
10-) Yorğun dermansız ve konsentre olamama: Vücut sürekli mantarlar ve zehirleri (mikotoksiler) ile uğraşmaktan kendini regenerasyon (yenilem) yapamaz ve kişi genelikle yorğu olur ve konsentre olamaz.<br />
11-) Cinsel isteksizlik: Kişide enerji yetersizliği olduğundan, buda cinsel isteksizliğe sebep olur. Ayrıca mantarların salgıladığı mikotoksinler hormon beneri etkiye sebep olduğundan kadınlarda kısırlığa dahi sebep olabilir.<br />
Mantarlar doğum konturol hapları ile dahada çok yayılırlar ,çünkü bu onların besinin oluşturur.<br />
Mantarlar her insanda başka rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu nedenle bu mantarın rahasızlığı şu değil denemez.</p>
<p>Kendini teşhis etme:<br />
1-) Şişkinlik, kabızlık, ishal<br />
2-) Makatta kaşıntı ve kızarıklık<br />
3-) Mide ağrısı ve ağız kokusu,<br />
4-) Dişte ve dile beyazımsı veya sarımsı pas gibi tabaka<br />
5-) Aşırı yorğunluk, dermansızlık konsantre olamama, unutkanlık, isteksizlik<br />
6-) Aşırı tatlı yeme isteği ve aşırı açlık duygusu<br />
7-) Kasların titremsi ve kas ağrısı<br />
 <img src='http://www.gokcekaktar.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> Nefes darlığı, burun tıkanması, kulak iltihaplanması<br />
9-) Ense, omuz, sırt ve bel ağrısı<br />
10-) Eklem ağrısı ve şişmesi<br />
11-) Deride sivilce, saçların yağlanması, deride kuruma,<br />
12-) Küf gibi pis bir koku<br />
13-) Adet halinde aşırı ağrılar mantar enfeksiyonu nedeniyle<br />
14-) Prostatit, kolit, ve faranjit gibi iltihaplı rahatsızlıklar<br />
15-) Mesane iltihaplanması, instersistiyel sistit, cinsel isteksizlik<br />
16-) Mikotoksinler migren, baş ağrısı, depresyon ve panik atakı tetikler<br />
17-) Diabet, kolesterol ve yüksek tansiyonu tetikler<br />
18-) Kurdeşen, kaşıntı, polen alerjisi, besin alerjisi, alerjik astım<br />
Bunlardan birkaçı görülürse mantar olabilir</p>
<p>Küf mantarı nasıl teşhis edilir?<br />
Defi-hacet testi: Defi-hacettenin (dışkı ) değişik noktalarından alına nümuneler laboratura gönderilir ve inceleme sonucunda mantar bulunursa tedaviye başlanır. Çoğu zaman defi-hacet testi yeterli olmamakta ve ve kişideki mantarlar teşhis edilememektedir. Bu nedenle şüpheli durumlarda kann testi yapılmalıdır. Hemagglutinasion test, yani kanda İmmünglobulin Tip M (İgM) kanda bir hafa gibi kısa süreli devriye görevi yapar, şayet İgM kanda varsa mantarda var demektir. İmmünfloreszenz testi: Buradakanda immünglobulin Tip G (İgG) olup olmadığına bakılır, şayet varsa vücutta bir aydır mantarlara karşı mücadele olduğunu gösterir.</p>
<p>Küf mantarının tedavisi:<br />
1-) Besinlerin bozulmadan atrılması gerekir, bozulunca tehlikelidir.<br />
2-) Evin temiz tutulması ve küf mantarından korunması<br />
3-) Kimyasal ilaçlar, özeliklede küf mantarının yayılmasın sebep olabilecek penisili ve kortizonlu ilaçlardan uzak durlmalıdır.<br />
4-) Spor yapılmalı<br />
5-) Hijyene dikkatedilmeli</p>
<p>6-) Mantarları azdıran ekmek, mantı, makarna, tatlı yiyecekler ve tatlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Talı yiyecek ve içecekler vede hamurlu yiyecekler mantarın ana besinlerini oluşturur.Tatlı yiyeckler sadece baklava çikolata değil, kavun, karpuz ve üzüm gibi tatlı meyvelerde mantarları besler.Bu nedenle dikkatli belenmek gerekir.</p>
<p>Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler. Allerji ve şişkinliğin sebei bağırsak mantarlarıdır: Sibel hanım tam 10 yıl yakalandığı amansız hastalıklar ki bunların başında özeliklede meyve, fındık, fıstık vb yiyeceklere karışı allerji, iltihaplı hastalıklar ağrılar vb,. Frankfurt ve çevresindeki kliniklerde gitmediği uzman doktor kalmaz. Fakat doktorlar hastalığına teşhis koyamazlar, kız kardeşi bana bunun ne olabileceğini sordu. Bende şayet yemekten sonra şişkinlik oluyorsa, allerjisi varsa ve kalbinde sıkışma gibi haller oluyorsa mutlaka bağırsak mantarı vardır vebunu teşhis etmek çok zordur dedim. Sibel hanım doktoruna bağırsak mantarı olup olmadığının teşhis edilmesini istemiş, doktorları buna biz karar veririz derelersede bayanın diretmesi karşısında bir düzine araştırmadan sonra bağırsakalarında 45 cm lik bir kısmın tamamen tahrip olduğunu ve hemen amaliyat olması gerektiğini söylemişler ve ameliyat etmişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/gokcek-lifli-sb-gokcek-lifli-sindirim-bombasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahra Taşı ve Çamuru</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/sahra-tasi-ve-camuru/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/sahra-tasi-ve-camuru/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 20:28:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[Safra rahatsızlıkları:
Safra rhatsızlıklarını iki önemli başılıkta ele alabiliriz.
Safra kesesi iltihabı, kolesistit, cholecystitis
Safra kesesi taşları, kolelitiazis, cholethiasis
a-) Safra kesesi iltihabı, kolesistit:
Safra karaciğerin altında ve takriben 4 sm büyüklüğünde ve armut şeklindedir. Safra kesesi karaciğer tarafından üretilen safra sıvısının depolanması işlevini görürür. Safra keseside her organ gibi iltihaplanabilir. Safra iltihaplanmasının % 90?ı genelikle safra yollarının safra taşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1"><span style="font-size: 10pt; line-height: 115%; font-family: Verdana; color: black;"><strong><img id="ncode_imageresizer_container_1" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/safra_1.jpg" border="0" alt="" width="174" height="228" />Safra rahatsızlıkları:</strong></span></div>
<p>Safra rhatsızlıklarını iki önemli başılıkta ele alabiliriz.<br />
Safra kesesi iltihabı, kolesistit, cholecystitis<br />
Safra kesesi taşları, kolelitiazis, cholethiasis</p>
<p><strong>a-) Safra kesesi iltihabı, kolesistit:</strong><br />
Safra karaciğerin altında ve takriben 4 sm büyüklüğünde ve <strong>armut şeklinde</strong>dir. Safra kesesi karaciğer tarafından üretilen safra sıvısının depolanması işlevini görürür. Safra keseside her organ gibi iltihaplanabilir. Safra iltihaplanmasının % 90?ı genelikle safra yollarının safra taşı ile tıkanması nedeniyle olur. Safranın yığılaması ve safra taşı kramplı ağrılarına (kolik) sebep olur. Salmonel kolera, parazitlar, verem ve koronar zafiyeti gibi rahatsızlıklarda taşsız safra kesesi iltihaplarına sebep olur.</p>
<p><strong>Kolesistit?in belirtileri:</strong><br />
Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi karnın sağında ateşli ağrılar görülür. Ağrılar önden göğüs ve sırttan sağ kürek kemiğinin altına kadar yayılabilir. Kolesistit genelikle safra taşı nedneiyle olduğundan ağır ve yağlı yemeklerden sonra kramplı ağrılar (kolik) görülür. Ağrılar dalga dalga gelir ve kişide kusma ve bulantıya sebep olur. Safranın olduğu noktaya dokununca ağrı verir. Ayrıca deride sarılık (İkterus), iştahsızlık ve yüksek ateş görülebilir. Hastalık yavaş yavaş ortaya çıkar ve 4-7 gün sürer ve bazen bu haftalarca devam edebilir.</p>
<p><strong>Safra kesesi iltihabını teşhis:</strong><span style="font-size: 10pt; line-height: 115%; font-family: Verdana; color: black;"><strong><img id="ncode_imageresizer_container_2" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/safra_2.gif" border="0" alt="" width="176" height="180" /></strong></span><br />
Safra kesesi iltihabı labor analizleri, klinik muayeneleri vede doktorun elle yapacağı muayenelerle hastalık hakında bilgi sahibi olmak mümkündür. Rahatsızlık genelikle bulantı, kusma, karnın sağında kramplı ve sancılı ağrılarla kendini belieder. Hastalığın ilerlemesi halinde safra yoğunluğunun artması ve feçesin (dışkı ) renklizleşmesi vede kandaki bilirubin oranının artması nedeniyle deride sararma (ikterus) görülür. Derideki sarılık?dan önce gözün ak tabakasında sararma görülür. Klinikte yapılacak ultrasonla rahatsızlık analşılır ve röntgende taş olup olmadığı anlaşılır.</p>
<p><strong>Kolesistit?in tedavisi:</strong><br />
Safra kesesinin amaliyatla alınması halinde hayati tehlike olmaz. Muayene eden doktor ultrasonla amaliyatın gerekli olup olmamadığına karar verir. Günümüzde amaliyatlar artık karın açılarak değil labaroskopi ile amaliyat yapılır. Labaroskopi ucunda kamara olan boru şeklinde bir alettir ve bununla amaliyat yapılır. Aslında Alternatif tıp?a göre amaliyata gerek yoktur.</p>
<p><strong>b-) Safra kesesi taşı, kolelitiazis, cholethiasis:</strong><br />
Safra kesesi taşı veya kısaca safra taşı, safra sıvısının sertleşmesi ile oluşur. Safra kesesine karaciğerden gelen safranın ince bağırsağa akışını sağlayan safra yolu vardır. Safra safra kesesinde yoğunlaşır ve zamanla burada taşlar olur. Safra taşı safra kesesinin çıkışını tıkayınca iltihaplanmalara sebep olur. Avrup ve ABD?de insanların % 15?inde safra kesesi taşı görülür. Kadınlarda erkeklere göre iki kat daha çok safra taşı görülür. Safra kesesi taşı olanların % 80?inde bu taşlar herhangi bir rahatsızlığa sebep olamzlar.</p>
<p><strong>Safra taşının sebepleri:</strong><br />
Safra sıvısının zamanla sıkışması ile safra kesesi taşı oluşur. Safra talşlarının % 80?i kolersteroldan oluştuğu için bunlara kolesterol taşı denir. Safra kesesi taşlarının % 20?side bilirubinden oluşur ve bu nedenle bunlarada pigemet taşları denir. Safra sıvısı içindeki kolesterol ve safra tuzu oranındaki anaormalikler nedeniyle kolesterol taşları oluşur. Nadirende enzim anaormalikleride safra taşına sebep olur. Safra kesesi taşının oluşmasının ana sebepleri:<br />
1-) Şişmanlık, kilolu insanlarda aşırı safra dışarı atılır ve bu nedenle aşırı miktardada safra üretilir ve safra taşı oluşur.<br />
2-) Aşırı zayıflamada aşırı safra salğılaması demektir, buda safra kesesi taşına sebep olur.<br />
3-) Kadınlık hormonu ösrojen, kolesterol dışarı (dışkıyla) atılmasını engeller ve safra taşına sebep olur.<br />
4-) Yaşlanma ile birlikte safranın birleşimindeki kolesterol oranı artar ve safra tuzu oranı azalır, böylece safra taşı oluşur.<br />
5-) İnce bağırsak hastalığı nedeniyle safra tuzu absorbe olmaz ve böylece kolesterol oranı yükselir, buda safra taşına neden olur.<br />
6-) Sinirlilik, stres ve hayal kırıklığı mevcut olan safra taşı problemini kramplı ağrılara (kolik) dönüşür.<br />
7-) Kandaki alyuvarların azalması ve kansızlık gibi durumlar, bilirubin oranının yükselmesine buda pigment taşlarına sebep olur.</p>
<p><strong>Safra kesesi taşının belirtileri:</strong><br />
Safra kesesinden safra yoluna geçince bu dar kanaldan ince bağırsağa geçerken tıkanmaya sebep olursa bu çok ağır safra koliklerine (kramplı ağır ağrılar) sebep olur. Safra kolikleri 20 dakika ile 5 Saat arası sürebilir. Kramplı karın ağrısı (yukarı karın ağrısı ) yanında nadiren sırtta , özeliklede kürek kemikleri arası veya sağ kürek kemiğinin altına kadar yayılır. Kolikle birlikte şişkinlik, gegirme, bulantı, kusma, öncelikle göz akında sonra deride sarılık vede sindirim anaormalikleri görülür. Safra taşı birçok kmplikasyonuda beraberinde getirir. Safra kanalındaki (yolundaki) tıkanma nedeniyle burada bakteri, virüs, mantarlar ve parazitler iltihaplanmaya sebep olur ve bu iltihab bütün sindirim sistemine yayılabilir. Safra taşları ince bağırsağa geçince ince bağırsakta düğümlenmeye sebep olabilir ve aynı şekilde karaciğer iltihabı, abse ve siroza sebep olabilir. Safra taşı aynı zamanda pankreas çıkışını tıkayarak burada iltihalanma oluşur.</p>
<p><strong>Safra taşının teşhisi:</strong><br />
Safra kesesi taşının olup, olmadığı tipik rahatsızlıklardan kolyca analşılır ve ayrıca gerektiğinde aşağıdaki test ve muayeneler yapılır.<br />
1-) Ultrasonla muayene ile taşların varlığı tesbitedilir. Bu yönteme sonografi?de denir ve 2 mm?den büyük taşlar tesbitedilir.<br />
2-) Karaciğerin protein değerleri ve bilirubin oranı kan testi ile anaşılır ve böylece safra taşı olup olmadığı anlşılır.<br />
3-) Bazen ultrasonla (sonografi) muayene yeterli olmayabilir, böyle bir durumda röntgen çektirmek daha sağlıklıdır.<br />
4-) Komputertomografi ile safra kesesi taşı ve iltihabı kesin olarak teşhisedilir.</p>
<p><strong>Safra taşını tedavi:<br />
</strong>Safra koliklerine sebep olmayan safra taşlarının tedavisine gerek yoktur. Safra taşı zamanı gelince rahatsızlık yapmaya başlar ve bu yıllar sonra olabilir. Ortodoks tıbba göre hastayı ameliyat etmek gerekir. Bunun içinde birçok ameliyat yöntemi geliştirilmiştir.</p>
<p>Safra taşlarından kurtulmak herkes için aynı şekilde olmayabilir ve bir değil birkaç defa denemek gerekebilir.Bu nedenle bir defa kullanınca etki yapmıyorsa paniğe gerek yok, birer gün ara ile safra taşı düşene kadar denenebilir.<br />
Temizleme İşleminde Yüzdelik ortalama başarı değerleri:<br />
1 Defa : %13-%45<br />
2 Defa : %23-%45<br />
3 Defa: %31-%51<br />
4 Defa: %41-%52<br />
5 Defa: %43-%55<br />
6 Defa: %36-%58<br />
7-11 Defa: %51-%60<br />
11-15 Defa: %50-%99.9</p>
<p><strong>Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı</strong> sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.</p>
<p><a href="http://www.dogaltedavi.net/" target="_blank">Gökçek İksiri</a>,<a href="http://www.aloeverabu.com/" target="_blank">Aloe Vera</a><a href="http://www.aloeverabu.com/" target="_blank">,</a> <a href="http://www.nonibu.com/" target="_blank">Noni</a> veya birleşiminde devedikenitohumu-, şebboy-, mübarekotu-, civanpercemiotu-, ve kılıçotu ekstresinden oluşan damlama ile safra kesesi iltihabının tedavisinde yardımcı olur.Safra taşı nasıl kurtulursunuz. Karaciğerlerinde problem olanlarda çok nadir, çok yoğun olan curuf karaciğerden safra kesesine aktarılır. Safra kesesinde yoğunlaşan curuf normal olarak dışarı atılır, nadiren curuf çok yoğun gelirse çamurlaşmaya sebep olabilir. Bu çamurlaşmaya karşı özel bir temizlik yöntemi gerekir. İngiliz tuzu (Epsom Salt, Magnezyum Sulfat) içerek safra kanallarını genişletir. Bu mineral doğada bulunan bir mineraldir. İçildiğinde tüm kas ve ruh sistemini gevşetir. Bu teknik ile dünyada milyonlarca insan safra taşlarından kurtulmuştur. Hamiler ve çocuklar dahil kulanabilir. Dolayısıyla çamur için hiç endişelenmenize gerek yok. 1 gece de bile kurtulabilirsiniz. 30 gram ingiliz tuzu 300 ml suda çözülür ve yudum yudum 5-10 dakika da içilir. Ve 15-20 dakika sonra yarım bardak zeytin yağı ve yarım bardak limon suyu karıştırılarak içilir. Böylece safradaki çamurlaşma tamamen dışarı atılır, taş oluşması önlenir ve mevcut safra taşları dışarı atılır. Fakat bu tedavi uygulanırken çok yoğun ishal görülür, bu nedenle o gün dışarı çıkmamanız gerek. Magnezyum sulfatın tıbta kulanılan türü ile kulanılmayan türüde mevcuttur. İngiliz tuzu ile safra taşlarından kurtulduktan sonra Gökçek İksir ve karaciğer safra çayı içilirse iyi gelir.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek İksiri</a> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek Tonik</a> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek Diyet</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/sahra-tasi-ve-camuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bitki Resimleri</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/bitki-resimleri/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/bitki-resimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 11:04:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[



1. Arnika




2. AMARİKAN ARNİKASI



3. Amarikan ARNİKASI 



4. Buğday



5. Aslan otu



6. Aslan otu



7. Aslanpençesi otu




8. Ateş otu



9. Atkestanesi



10. Atkestanesi



11. Atkuyruğu otu



12. Atkuyruğu otu



13. Atkuyruğu otu 



14. Ay çiçeği



15. Ay çiçeği




16. Ay çiçeği



17. Ayı sarımsağı



18. Ay çiçeği



19. Ay çiçeği



20. Ayı sarımsağı



21. Ayı sarımsağı



22. Ayı üzümü




23. Ayı üzümü



24. Ayrık otu



25. Ayrık otu



26. Ayva



27. Ayva



28. Ayva



29. Koca Yemiş



30. Koca Yemiş




31. Ballıbaba otu



32. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table style="text-align: left;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="50%" bordercolor="#000000">
<tbody>
<tr>
<td width="645" height="200" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (1).jpg" alt="" width="288" height="210" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>1.</strong> Arnika</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />
</span></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (2).jpg" alt="" width="250" height="300" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">2. AMARİKAN ARNİKASI</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (3).jpg" alt="" width="320" height="210" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>3.</strong> <strong>Amarikan ARNİKASI</strong></span><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"> </span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (4).jpg" alt="" width="282" height="222" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>4.</strong> <strong><span style="font-size: small;">Buğday</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (5).jpg" alt="" width="250" height="300" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">5. </span></strong></span><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>Aslan otu</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (6).jpg" alt="" width="320" height="210" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">6. </span></strong></span><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>Aslan otu</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (7).jpg" alt="" width="300" height="268" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">7. Aslanpençesi otu</span></strong></span><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><em><br />
</em></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (10).jpg" alt="" width="296" height="308" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">8. <strong>Ateş otu</strong></span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (15).jpg" alt="" width="281" height="324" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">9. <strong>Atkestanesi</strong></span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (16).jpg" alt="" width="320" height="345" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>10.</strong> <strong><span style="font-family: Lazuri ATHLETIC; font-size: small;">Atkestanesi</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (17).jpg" alt="Zevidi bot. Ak söğüt" width="320" height="375" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>11. Atkuyruğu otu</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (18).jpg" alt="" width="256" height="354" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>12.</strong> <strong>Atkuyruğu otu</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (19).jpg" alt="" width="260" height="350" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>13.</strong> <strong>Atkuyruğu otu</strong> </span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (20).jpg" alt="" width="300" height="381" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>14.</strong> <strong>Ay çiçeği</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (21).jpg" alt="" width="258" height="324" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>15.</strong> <strong>Ay çiçeği</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="50%" align="center" bordercolor="#000000">
<tbody>
<tr>
<td width="645" height="200" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (22).jpg" alt="" width="252" height="354" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>16.</strong> </span><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>Ay çiçeği</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (23).jpg" alt="" width="244" height="277" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">17. Ayı sarımsağı</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (25).JPG" alt="" width="237" height="268" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">18. Ay çiçeği</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (26).JPG" alt="" width="286" height="329" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>19. Ay çiçeği</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (27).jpg" alt="" width="320" height="310" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>20. Ayı sarımsağı</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (28).jpg" alt="" width="320" height="273" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">21. Ayı sarımsağı</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (30).jpg" alt="" width="320" height="307" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>22. Ayı üzümü</strong></span><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><em><br />
</em></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (31).jpg" alt="" width="263" height="199" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>23. Ayı üzümü</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (32).jpg" alt="" width="248" height="354" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>24. Ayrık otu</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (33).jpg" alt="" width="324" height="176" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>25. <span style="font-family: Lazuri ATHLETIC; font-size: small;"><span style="font-size: x-small;">Ayrık otu</span></span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (34).jpg" alt="" width="320" height="291" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">26. Ayva</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (35).jpg" alt="" width="207" height="176" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">27. Ayva</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (36).jpg" alt="" width="319" height="281" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">28. Ayva</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (37).JPG" alt="" width="320" height="289" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">29. Koca Yemiş</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (38).JPG" alt="" width="320" height="240" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">30. Koca Yemiş</span></strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="50%" align="center" bordercolor="#000000">
<tbody>
<tr>
<td width="645" height="200" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (39).jpg" alt="" width="350" height="408" /><br />
<strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;">31. <span style="font-family: Lazuri ATHLETIC; font-size: x-small;">Ballıbaba otu</span></span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (40).jpg" alt="" width="320" height="214" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>32. Badem</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (41).jpg" alt="" width="350" height="228" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">33. </span></strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;"><strong>Badem</strong></span></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (42).jpg" alt="" width="289" height="202" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>34. Badem</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (43).jpg" alt="" width="282" height="241" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>35. Badem</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (44).jpg" alt="" width="320" height="370" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">36. Ballı baba otu</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (45).jpg" alt="" width="320" height="300" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">37. <span style="font-family: Lazuri ATHLETIC; font-size: x-small;">Ballı baba otu</span></span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (46).jpg" alt="" width="247" height="400" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">38. Sarı Ballıbaba otu</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (47).jpg" alt="" width="281" height="174" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">39. SarıBallıbaba otu</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (5).jpg" alt="" width="253" height="400" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">40. Aslan otu</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (48).jpg" alt="" width="320" height="218" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">41. BALIK OTU</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (49).jpg" alt="" width="320" height="267" /><br />
<span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;">42. Balık otu</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (50).jpg" alt="" width="272" height="178" /><br />
<strong>43. <span style="font-family: Lazuri ATHLETIC; font-size: x-small;">Balık otu</span></strong> </span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (51).jpg" alt="" width="286" height="400" /><br />
<strong>44. Kırmızı Ballı baba otu</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td height="18" align="center" valign="top" bgcolor="#ffffff"><img style="border: 2px solid black;" src="http://www.gokcekaktar.com/resimler/a (51).jpg" alt="" width="286" height="400" /><br />
<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"><strong>45. Kırmızı ballıbaba otu</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/bitki-resimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Beslenme</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/saglikli-beslenme/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/saglikli-beslenme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 10:24:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[Gökçek Sağlıklı Beslenme Kuralları:
Sağlıklı Beslenme:
Malumunuz son üç-dört senedir medayadan sürekli beden temizliği, kozmik temizlik vücudu arındırıcı tedavi yöntemlerinden bahsedilmektedir.Aslında rahatsızlıkla ilgili söylenenler doğru, fakat tedavi yöntemleri çok yanlış olduğundan insanlar lavman ve hidrokolonterapi gibi yanlış tedavi yöntemleri büyük felaketlere sebep olmaktadır.Berlinde bir bayan televizyondan takip ettiği medyatik bir beyefendiye güvenerek ve inanarak&#8230;.Hastaneye gidiyor ve hidrokolonterapi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.gokcekaktar.com/aa/wp-content/uploads/2009/01/Arnika-Öküzgözüotu-Altın-Çiçek2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-552" title="Arnika, Öküzgözüotu, Altın Çiçek2" src="http://www.gokcekaktar.com/aa/wp-content/uploads/2009/01/Arnika-Öküzgözüotu-Altın-Çiçek2.jpg" alt="Arnika, Öküzgözüotu, Altın Çiçek2" width="266" height="186" /></a>Gökçek Sağlıklı Beslenme Kuralları:</strong><br />
<strong>Sağlıklı Beslenme:</strong></p>
<p>Malumunuz son üç-dört senedir medayadan sürekli beden temizliği, kozmik temizlik vücudu arındırıcı tedavi yöntemlerinden bahsedilmektedir.Aslında rahatsızlıkla ilgili söylenenler doğru, fakat tedavi yöntemleri çok yanlış olduğundan insanlar lavman ve hidrokolonterapi gibi yanlış tedavi yöntemleri büyük felaketlere sebep olmaktadır.Berlinde bir bayan televizyondan takip ettiği medyatik bir beyefendiye güvenerek ve inanarak&#8230;.Hastaneye gidiyor ve hidrokolonterapi yaptırıyor, yani kalın bağırlarını yıkatıyor.Netice ne oluyor.Karnı davul gibi şişen bayan sürekli tuvalete gitmeye başlıyor, karnı ağrıyor, halsiz, dermansız ve bitkin olduğundan evinde hiç bir şey yapamadan sadece yatıyor.Bu bayan beni aradı ve ne yapabiliriz dedi ve aynı şekilde Antalya, Ankara, istanbul ve Adana&#8217;dan telefonlar almaya başladım.İnsanların %80&#8242;in de sindirim sorunu var ve çözüm arıyorlar ne yapabilirim diye aylarca düşündüm ve Lifli Detoks&#8217;u ürettim.Tabii her zaman olduğu gibi bu defada önce kendi üzerimde denedim.Lifli Detoks sanki bağırsakları fırça ile temizlemişsiniz gibi bağırsakları temizler.4 Beyaz (beyaz un, şeker, peynir, beyaz pirinç) ve 4 Siyah (siyah çay, kahve kola, çikolata) hayatımızı karartıyor.Siyah çay, şeker, peynir, beyaz un mamüleri, beyaz pirinç ve tatlı yiyecek ve içecekler bağırsaklar da zift veya zamk gibi pislikler bağırsak mukozasına yapışır.Lifli Detoks bu zifti çözer ve bağırsakları temizler.</p>
<p>Şayet kişi et yerken yanında beyaz undan yapılan ekmek yerse beyaz unda ki nişasta etin etrafında zamk gibi bir bulamaç oluşturur ve midenin salğılamış olduğu asit bu bulamaca etki edemediğinden et&#8217;teki vitamin, mineral ve aminoasitlerin değerlendirilmesi mümkün olmaz.Bazıları ban gelip ben çok sağlıklı besleniyorum bende nasıl avitaminoz (vitamin yetersizliği), mineral yetersiliği veya aminoasit yetersizliği olur diyorlar.Sebebi bu yanlış beslenme artı siyah çay 5 dakikadan fazla demlenirse bağırsakları kurutur ve bağırsaklar besinlerde ki vitamin, mineral ve aminoasitleri absorbe edemez.Peynir yediğinize örenğin 100 gram peynirden 200 mg kalsiyum bağırsaklarınız emerse, peynirin sebep olduğu asidoz nedeniyle 500 mg kalsiyum kaybeder.Yani uzun vadede peynir kemik erimesine sebep olur.Tatlının zararlını saymama gerek yok kemik erimesi, sinirsel zafiyet zamanla diyabet hastalığı görülür.Artı günümüzde Amarikan tarzı fast food beslenme, cips, kola, kikolata gibi aşırı katkı maddesi içeren yiyecek ve içecekler aynı hormon gibi etki yapar ve insanlarda depresyon, panik atak, alerji, deri hastalıkları sindirim rahatszılıkları gibi farklı farklı rahatsızlıklara sebep olur.</p>
<p>Bence bu hidrokolonterapi kolon kanser gibi ağır vakalarda ve diğer ağır bağırsak vakaları gibi acil durumlar da kullanılır.Keyfi olarak basit kabızlık veya benzeri problemler nedeniyle hidrokolonterapi yapılmaz.Çünkü hidrokolonterapi yapıldığında bağırsaklarda ki faydalı bakteriler (bağırsak çiçekleri, bağırsak florası) dışarı atılır.Bilindiği gibi faydalı bakteriler B6, B9, Folikasit ve K vitaminleri üretirler ve lifli besinleri parçalar, yağları yağ asidine, proteinleri amino asitlere dönüştürürler.Faydalı bakteriler azalınca zararlı bakteri ve mantarlar çoğalır ve üretikleri tokik maddelerde çoğalır.Toksik maddeleri karaciğer arıtmaya çalışır.Bu toksik maddeleri karaciğer arıtamazsa kanda dolaşan toksik maddeler diğer organlara depolanır.Hangi organa ne kadar toksik madde depolanırsa o organda problem çıkar.Beyinde oluşan plaklar beyin kanamasına, kap damarlarındaki yaplanma kalp krizine, cinsel organlarda ki yağlanma cinsel isteksizlik ve iktidarsızlığa, böbrekler de oluşan mercanımsı oluşumlar kronik böbrek yetmezliğine, pankreastaki yağlanma diyabete sebep olur vb. bir çok hastalık ortaya çıkar.</p>
<p>Evet ben diyete pek inanmıyordum, çünkü birçok yöntemi denememe rağmen 6-7 kg veriyordum ve sonra yeniden aynı kiloya ulaşıyordum. Yani kendi üzerimde yaptığım deneylerde bir netice elde edemedim. Bu nedenle de diyet yapmayı artık hiç düşünmüyordum. Takii Hasan beyin kayını ABD’den bir profösürün özel bir reçetesi ile 130 kg’dan 87 kg’a düştüğünü duydum ve orjinal reçeteyi öğrendim. Bu reçetenin 1000 yıllık eski bir Türk Reçetesi olduğunu bendeki dosyada görünce şaşırdım. Ben bu reçeteyi yıllardır biliyordum ama kullanmayı pek düşünmemiştim, çünkü diğer reçetelerden netice alamayınca artık bu kadar deney yeter diye bunu denemekten vazgeçmiştim. Şimdi bu reçeteyi yeniden ADB’li profosür tedavide kullanınca yeniden ele aldım. Diyet reçetesini geliştirdim ve daha etkili bir forma geldi. Bu reçetenin ismi Gökçek Diyet‘dir. Yıllarca çeşitli diyet yöntemlerini kendi üzerimde denedim. Bu nedenle Gökçek Diyeti 6 ay gibi kısa bir sürede geliştirmem mümkün oldu.</p>
<p>Kilosunu, yaşını ve boyunu sorduğum bayana kilolusunuz dedim. O da sizde kilolusunuz önce siz zayıflayın bakalım söylediğiniz gibi kolay mı dedi. Doğrusu bayana hak verdim. Daha önce et, peynir ve yumurta gibi hayvansal besinleri ve siyah çay, kahve, kola ve fanta gibi asidoza sebep olan içecekleri bırakmıştım, fakat bir tülü zayıflıyamıyordum. Yaptığım araştırmalarda nişastalı besinlerin şeker dönüştüğü ve şekerin ise vücutta yağa dönüşerek depolandığını görünce nişastalı ürünleride bıraktım. Ekmeksiz doyduğumu hisetmezdim ekmeği bıraktım. Yani bu yiyecek ve içecekler olmadan yaşıyamam zannerdim yaşandığını gördüm. Çok sebze ve az meyve yiyorum ve Gökçek İksiri alıyorum vede 15 günde 12 kg verdim, yani 15 sene sonra ilk defa 80 kg’ın altına indim. Gökçek Diyetin 1. haftası oldukca zordur ve 2. hafta’da biraz zor geçer ve 3. hafta vücut alışır ve çok az yemekle doyulduğu görülür. Bir zamanlar etsiz yemek olduğunda protesto eder ve yemek yemezdim. Akşamaları çay içmezsem başım ağrırdı. Şimdi hepsini terk ettim, demek ki istenince oluyormuş.</p>
<p>Balık ve meyve kilo yapmaz görüşü de yanlış bunu bizzat yaşadım. Fazla balık ve de meyve de kiloya sebep olabiliyor. Un mamülerinde ki nişasta çok kısa sürede şekere dönüşür ve buda metabolik değişimlerle yağa çevrilerek vücut ta depolanırken, sebzelerdeki karbonhidratın şeker dönüşmesi zaman alır, çünkü karbonhidratlar vitamin, mineral, enzim ve ptoteinlarla bileşik olarak bulunur. Bu nedenle aşırı sebze yenebilir, fakat aşırı meyve yemek iyi değildir, çünkü meyve yüksek oranda şeker içerir ve buda kilo yapar.</p>
<p><strong>Sebze ve meyve’deki glikoz (şeker);</strong> Mineral, vitamin, enzim ve diğer lifli maddelerle birleşik olduğundan hemen şeker dönüşmez. Bu nedenle bağırsak mantarları sebze ve meyvelerdeki şekerlerden istifade edemezler. Bağırsak mantarları tahıl ve bakliyattaki, özelikle de un mamülerindeki nişasta hemen çözülerek şeker dönüşür. Artı saf şeker içeren tatlı, çikolata vs yiyecekler, kola ve fanta gibi içeceklerdeki saf şeker mantarların ana besinidir. Bu nedenle 6-7 hafta sebze çok yenebilir, fakat meyve aşırı yenmemelidir. Doğru beslenme ve aynı anda Gökçek İksir ve Gökçek Tonik alınır ise mantarlar yokedilir. Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemleri yapamadan mantardan kurtulmak mümkün değildir.</p>
<p><strong>Lenf sistemi:</strong> Lenf sistemi kan dolaşımı gibi doku ve hücrelerdeki artık maddeleri toplar, fakat lenf sisteminin bu trasport işlemi oldukca farklıdır. Kan dolaşımı atar ve toplar damarlardan oluşurken, lenf sistemi tek yönlü yol gibi sadece toplama işlemi yapar. Hücreler arasında kalan artık maddeleri lenf sistemi alarak ana lenf damarına (kanalına) ulaştırır, bu kanalda artık maddeleri (curuf) toplar damarlara verir.Lenf sistemine beyaz kan dolaşımı da denir. Lenf sisteminin % 85′i bağırsaklardadır. Şehirlerin çöpünü belediye toplar, vücuddaki artı maddeleri (curuf) ise lenf sistemi hem toplar hemen de mikropların yayılmasını önlemek için lenfositleri üretir. Kirlenen vücudu temizlemek için mutlaka Gökçek İksir, Gökçek Lenf çayı kullanmak ve diyet yapmak gerekir.</p>
<p><strong>Akşama yemeği:</strong> Neden akşam saat 18′den sonra ağır yemekler yememeli, çünkü mide 18′de sonra çalışmasını minimuma (en düşük tempo) indirir. Ve böylece tam sindirilmeyen besinler bağırsaklara geçer ve orada da gerekli sindirim olmaz ve absorbe edilen besleyici meddeler tam hazmedilmemiş olduğundan yanarak enerjiye dönüşürken aşırı curuf (artık madde) oluşur ve bu curuf (artık madde) vücudun zayıf noktalarına depolanır. Böylece kilo vermek imkansız olur ve de kişi sürekli kilo alır. Mide sabah saat 3′de çalışmaya başlar ve saat 7′de en yüksek çalışma temposuna ulaşır. Saat 13′e doğru çalışmasını yavaşlatır ve 18′den sonra çalışmasını minimuma indirir. Bağırsaklar saat 7′de normal çalışmaya başlar ve saat 13′de çalışma temposu maksimuma erişir ve saat 18′ye doğru temposunu azaltır vede saat 22′a doğru minimum derecede çalışır. Bu nedenle geç saatlerde yenen besinler hazmedilmez ve büyük problem yaratır. Nişastalı besinler (ekmek, makarna, bakliyat, tahıl vb) akşam geç saatlerde yenirse tam sindirilmez ve nişasta şekere dönüşür, şekerde yağa dönüştürülerek vücutta depolanır. Yani ha hayvansal ağır besinler, ha nişastalı besinler her ikisi de kilo yapar. Bu nedenle akşam yemeği yerine yoğurt, meyve, sebze yenmesi veya sebze çorbası içilmesi doğru olur.</p>
<p><strong>Almanlar akşam yemeği yemezler:</strong> Almanların akşam yemeği yememesi benim çok tuafıma gidiyordu. Almanlar akşamları bir dilim ekmek, sebze çorbası veya bir meyve veya bir kase yoğurtla idare ederler. Bunu ben 30 yıl önce anlamamıştım, ama araştırdığımda bunun bir Osamanlı tarzı beslenme olduğunu gördüm. Atalarımız hep sünnete uymuş ve Atlas dan (Fas) Alaska ya kadar at koşturmuş. Nasıl at koşturmuş sağlıklı beslendiği ve sağlıklı yaşadığından, yani sünnete uyduğundan. Ne zaman sünnet’ten uzaklaşmış o zaman hantalaşmış beyin ve bileği çalışmaz olmuş ve küçülmüş küçülmüş ve de küçülmüşüz. Artık büyümenin zamanı gelmiştir. Bu nedenle doğru beslenelim ve kafamızda bildiğimizde çalışsın. Ben 26 yaşına kadar 57 kg geliyordum, sonra evlenince (1983) 67 kg’a, iki aylik askerlikten sonra (1989) 77 kg’a, 2000 yılında 87 kg’a ve 2003′de 90 kg’a çıktım.<br />
Sindirim salğılarının kalitesinin düşmesi nedeniyle hayvansal besinler sindirilmez ve kalın bağırsağa ulaşan besin artıkları kokuşur ve buradaki zararlı (patalojik) bakterilerin azmasına (çoğalmasına) sebep olur. Böylece 6-7 hafta sebze ve meyve yiyerek faydalı bakterilerin artması vede zararlı bakterilerin yok olmasını sağlanır. Tabii Gökçek İksir ve Gökçek Tonik’i kulanmaka gerekir, tedavi sürecini hızlandırmak ve kalıcı iyileşmeyi sağlamak için. Bağırsak florası ancak ve ancak böyle optimal seviyeye ulaşır. Bağırsaklar 350 metrekare ve 100 katirilyon bakteri vardır ve bunlar sağlıklı bir bağırsakta % 99′u faydalı bakterilerdir.<br />
Ne kadar kimyasal ilaç, özelikle de antibiyotik kullanılırsa bağırsak florası o kadar bozulur. Hastalıkların % 90′ı bağırsaklardaki bağırsak florasının bozulması, % 5′ mide rahatsızlıkları ve de % 5′ diğer organlardaki problemlerden kaynaklanır. Gastirt ve ülseri 1-3 şişe Gökçek Tonikle tedavi etmek mümkündür, fakat bağırsak florasının tedavi edilmesi ancak ve ancak doğru beslenme Gökçek İksir ve Gökçek Tonikle mümkündür. Bağırsak mantarları sülük gibi bağırsak mukazasına yapışır ve dışarı atılamaz. Ben 17 sene alerji nedeniyle testler yaptırdım, mantar yok dendi, fakat belirtileri bunu gösteriyordu. Geniş yazı aşağıdadır.</p>
<p><strong>Yanlış Beslenme: </strong>Neden bu kadar kilo aldım, tabii çok yanlış ve ağır beslenme nedeniyle. Tanıdıklarımdan 35-40 yaşlarındaki bazı insanların kalp ve kan dolaşımı problemi, damarların yağlanması (arterioskleroz) ve aşırı kilolardan öbür dünyaya göçmeye başladılar ve bu beni korkutu. Bu nedenle bir çok diyet yöntemi uyguladıysam da pek başarılı olmadım. Bende et, peynir ve yumurtayı bıraktım ve de siyah çay kahve, kola ve fanta içmemeye başladım. Ve de akşamları fıstık ve antep fıstığı yemeyi bıraktım. Akşamları ise hayvansal besinler, hamurlu ve bakliyatgiller gibi ağır yiyecekler yerine çok az meyve, salata veya yoğurt yedim veya sebze çorbası içtim. Ve bana ait olan Gökçek Diyetini geliştirdim ve iki hafta Gökçek Diyet ve Gökçek Kan çayı içtim vede 6 kg (06.12.06) verdim. Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemlerivücudun metabolik değişimlerini tetikler, yani arıtır ve aşırı yağlar yanarak erir ve böylece fazla kilolar atılır. Şişmanlık başta nefes darlığı, kolesterol, damar sertliği, kalp krizi, beyin kanaması, yüksek tansiyon, allerji, sindirim rahatsızlıkları, görme ve duyma anormalikleri, cinsel yetersizlik vb.. gibi rahatsızlıkların ana sebebidir.</p>
<p><strong>Türk Misafirperverliği veya Türk İşkencesi: </strong>Aslında çok güzel örf, adet ve töre gibi görünse de bu abartı misafirperverlikten çıkıyor ve işkenceye dönüşüyor. Misafir gittiğiniz yerde veya size misafir geldiğinde masanın üstü boş kalırsa ayıp olurmuş gibi, önce çay ve çerez, yemek vaktine karar zaman varsa kahvaltı gibi hafif aperatifler, yemekten sonra, tabii bu yemek zaten çok çeşitli ve ağır, evet yemekten sonra meyve ve meyveden sonra yine cerez, çay veya kahve faslı. Bütün bunlar normal olanıdır. Birde bazı misafirler ayağa kalkmadan yine açıktılar mı diye sorma ve hatta yatılıya gelen bazı misafirler yatmadan önce yine bir şeyler atıştırıyorlar. Misafirlik misafirlik olmaktan çıkıyor, işkenceye dönüşüyor ve bunu her ev sahibi yapmak zorunda, çünkü dedikodudan korkuyorlar. Bu kötü alışkanlık töre, adet veya misfirperverlik olamaz. Bu insanaları zehirlemektir. Bana kalırsa misafire yemek vermemek vermekten daha iyidir, misafirin ve tabii kendi sağlığınız için. Bir haftalığına Türkiye ye gidiyorum 6-7 kg alıp dönüyorum.<br />
Yemek, yemek, yemek evet her fırsata yemek yemek için şartlar oluşturmak. Bayanlar akşamaları kadınların altın günü vs diyerek toplanmaları ve yine yemek, çay, kahve, çerez ve meyve faslı devam ediyor. Erkekler saatlerce kahvede kağıt veya okey oynadıktan sonra evlerini hatırlıyorlar ve eve gelince geç saatlerde çok ağır yemekleri tıka basa atıştırmalar ve hareket etmeden yatıyorlar. Özelikle de Almanya da Türk kadınlarını görünce korkumdan onlara yol veriyorum, çünkü yürürken bir çarpsalar maşallah uçarsın. Çoğu bayan evlendikten sonra birde 2-3 çocuk yapınca kendilerine hiç dikkat etmiyorlar ve sürekli hamurlu, peynirli ve etli yiyeceklerle obez (aşırı şişman) olup çıkıyorlar. Bu nedenle de çok boşanmalar oluyor. Adam bakıyor rus, taylant veya alman kadınları çıta gibiler, sonrada boşanıyorlar. Almanyadaki kadın sığınma evlerindeki kadınların çoğu Türk ve Faslı nerdeyse almanlar dan fazlalar. Evet birde çok kötü adetlerden biride cenazeye başsağlığına gidenler, karınlarını doyurmayı düşünüyorlar ve yemek yemeden ayrılmıyorlar, bu ne kötü bir alışkanlık. Millet kendi yasınamı yansın, yoksa gelen vatandaşa yemek hazırlamak için koşuştursun?</p>
<p><strong>Evet staj yaptığım o günlerden bu günler kadar tam 28 yıl geçti. </strong>Gökçek Diyet aldıktan ve ağır akşam yemeğini bıraktıktan sonra az yemekle yaşamanın mümkün olduğunu gördüm. Ağır akşam yemeğini bıraktıktan sonra akşamları bir kase yoğurt veya bir meyve veya bir tabak salata yiyince veya bir kase çorba içince midem küçüldü ve artık fazla yemek yemeden aynı tempo ile çalışıyorum ve de daha dinçim. İşte şu kadarlık kilo kalori şundan ve bu kadarlık kilo kalori bundan yiyeceksin demek hikaye. Sindirim sistemeleri iyi çalışan insan az yemekle yetinir, ama sindirim sistemilerin de problem olan kişi ne kadar yese doymaz.Mide: mide asidi (HCL) ve sodyum hidrojen karbonat (NaHCaO3)’ı salğılar asidi direkt besinlerin hazmı için mide mukazasına gönderirken, sodyum hidrojen karbonatı pakreasa nakleder. Bu asit ve bazın kaliteli salğılanabilmesi için öğünler arasında 4-5 saat gibi bir zaman dilimi gerekir ve de arada bir şeyler atıştırmakta asit ve bazı kalitesinin düşmesine sebep olur. Asit ve bazın kalitesi düşünce besinlerin sindirilmesi problem olur. Bu nedenle mümkünse günde 2 öğün en idealidir, şayet mümkün değilse 2,5 öğünde olabilir. Bu Alman tarzı beslenme gibi gözükse de değildir, çünkü bunlarda bu beslenmeyi Osmanlı’dan almış Osmanlı’da malum Kuran’a ve Peygamber Efendimizin sünnetine dayanarak bu beslenme tekniği gelişimişti. Eskiden beri İstanbul’da yaşayanlar sağlıklı beslenmeyi bilir. Avrupa hayranlığı ve bizden olmayan burjuvazinin Türk gibi değil Avrupalı gibi yaşaması diğer insanlarımızın da bunlara özentisi nedeniyle milli değerlerimiz yok olmuştur. Mesela Atatürk’ün en sevdiği yemek kuru fasulye, bu gün hangi zengin kuru fasulye yerki.</p>
<p><strong>Kalori: </strong>Yılardır duyarız işte büroda çalışan şu kadar, inşaata çalışan şu kadar kalori alması gerek, şu besinden şu kadar bu besinden bu kadar denir ve bizde inanırız. Almanya ya yeni geldiğimde inşaat mühendisliğini okumak istedim ve bir yıl bir inşaat firmasında staj yaptım. Burada çalışan Alamanlar benden büyük ve kilolu idi. Ve hatta biri vardı adam 2 metre boyunda ve 100 kg ağırlığında. Hep birlikte kahvaltıya çıkınca onlar küçük 50 gramlık bir sandeviç ve içinde incecik kağıt gibi bir dilim peynir veya salam yiyorlardı ve kahve içiyorlardı. Bense 5-6 sandevic, domates, biber, salatalık, zeytin ve peynir yiyordum. Bende Türkler arasında öyle çok yemek yiyen biri sayılmazdım. Almanlar bana bakıp bugün sizin bayramınız mı var diyorlardı. Yani adamalar öyle alışmışlar ki bir dilim ekmekle yetiniyorlardı.</p>
<p><strong>Günde 5-6 öğün yeme hikayesi de doğru değildir. </strong>Bazı hastalara doktorlar az yemek yemeyi tavsiye edeceğine, gün alınan 3 öğünün 5-6 öğüne yayılmasını tavsiye edilmektedirler. Evet günde 3 defa ağır yemek yemek tabii doğru değil ve bunun yerine günlük 3 defa alınan öğünü, 5-6 öğüne yaymak iyi fikir gibi gözükse de iyi fikir değil. Günde 3 defa değil mümkünse 2,5 öğün almakatır, yani akşam yemeği yerine yoğurt, meyve, salata veya çorba gibi çok hafif bir menü iyi olur. Neden böyle bir beslenme gereklidir? Çünkü mide kahvaltıdan sonra bunun hazmetmek için 4-5 saat zamana ihtiyaç duyar ve öğle yemeğinden sonrada yine 4-5 saatlik bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Ve çok hafif bir akşam öğününden sonra mümkünse bir şey yememek gerekir. Zira mide bu saaten sonra en minimum çalışma temposuna girer ve yenilen besinler hazmedilmez mide büyür ve sarkar.</p>
<p><strong>İbn-i Sina: </strong>Almanca yayınlanan tıp kitaplarda bile İbn-i Sina’nın dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hekimi olduğu vurgulanır. Fakat Türk ve müslüman olduğunu gizlenmek için ona birde Avi cenna ismini takmışlar ki okuyanlar İtalyan sansınlar. İsviçreli Paracelsusu Almanlar Alman diye sahiplenirler. Paracelsus İbni Sinayı taklit etmiş ve bazı yöntemelerini de geliştirmiştir. Osmanlı Maturidilik’ten Eşariliğe geçince Üniversitelerde pers ve arap üleması söz sahibi olmuş ve bu da bizim sonumuzu getirmiştir. Çünkü Kahire, Bağdat ve Kum’dan (Tahrana yakın bir şehir) gelen ülema islamı Türke göre değil araba ve farsa göre yorumlamış ve müsbet ilimler Medreseler’den kalkmıştır. Çöküşümüzün sebebini anlayan ilk insan Atatürk olmuş ve yeniden Maturidiliğe geçişi başlatmış, fakat yerine geçen çözmez, Türk milletini batının kulu kölesi yapmıştır. İbni Sina ilmi kaynağından yani Kuran’dan ve Sünnet den aldığından en büyük hekimdir. Paracelsus’da büyüktür, çünkü ustası büyüktür. İbn-i Sina gibi büyük bir hekim varken Hippokrat adına yemin etmek hattadır, tabii batılılar bunu yapıyorlarya bizimde aynısını yapmamız gerek)<br />
Gökçek Diyet ve Gökçek Zayıflama çayı ile zayıfladık, peki bu diyeti bırakınca yeniden kilo alırmıyız? diye sorular soruluyor. Diyet diyince bir kaç ay dikkat edeceksin sonra yine istediğin gibi yiyip içeceksin diye anlaşılıyor.Aslında bu diyet değildir, sağlıklı beslenme tekiniğidir ve ömür boyu süremsi gereken bir durumdur.Bir atasözü vardır: Kahvaltını Sultan gibi, öğle yemeğini Ağa gibi ve akşam yemeğini dilenci gibi yap buyurmuştur. Bu ne demek sabah istediğin gibi yiyebilirsin, öğle dikkat etmelisin ve akşam ise çok az yemelisin, aynı ilaç alır gibi. İşte o zaman kilo almazsın. Sindirim sisteminin çalışma temposuna göre kişi beslenirse birçok hastalıktan kurtulur ve de kolay kolay hastalanmaz, bağışıklık sistemi en ideal şekilde çalışır. Sindirim organları ile bağışıklık sisteminin ne ilgisi var diyecek olursanız. Evet çok ilgisi var, çünkü bağışıklık sisteminin % 85′i bağırsaklarda faaliyet gösterir. Bağırsaklarınız sağlıklı ise vücudunuzda sağlıklıdır. Bağırsaklarınızda problem varsa burası bataklık gibi sürekli mikrop üretir ve diğer birçok hastalığı tetikleyen merkez olur.</p>
<p><strong>Gökçek Kan çayı: </strong>Hücreler, hücrearaları, dokular ve doku araları, organlar ve organ araları, eklemler ve de özelikler bağ dokularında oluşan curufu atmada Gökçek Zayıflama çayı da çok önmelidir.Bağ dokularını temizler, kemikleri güçledirir, damarlara elastizite kazandırır, yani kireçlenmeyi (yağlanmayı ) önler. Bilindiği gibi bir kişinin bünyesinin % 18′i bağ dokularından oluşur. Yani asında en büyük organ diyebiliriz. Fakat hepsi bir arada olmadığından her organ, doku, kemik, damar veya sinirin kendine has bir bağ dokusu vardır. Bu nedenle bazı bağ dokuları oldukca sert iken, bazıları oldukca yumşak ve elastik olabilir. Bu bağ dokuları organları ve dokuları elastik tutmakla kalamaz organlara kanın giriş ve çıkışları ve de artık maddelerin taşınması da bu bağ dokuları aracılığı ile olur. Bağdokularında curuf oluşması demek buraya yerleşen bakteri, virüs ve mantarların sürekli çoğalması ve de toksik madde üretmesi demektir. İşte Gökçek İksiri veya Gökçek Diyetin yaptığı bu temizlik hareketini Gökçek Kan çayı destekler ve tedavi sürecinin kısalmasını sağlar.</p>
<p><strong>Siyah çay ve kahvede bağırsak mukozasını kurutur,</strong> bu nedenle bağırsaklar vitamin, mineral, enzim, glikoz vb.., besleyici maddeyi değerlendiremez, çünkü besleyici maddeleri pompa gibi emerek alan visüler kanallar kurur ve görevini yapamaz. Kola ve fanta gibi içecekler aşırı oranda şeker içerir, bu şekerde bağırsak mantarlarının hızla çoğalıp yayılmasına ve de kemiklerin erimesine sebep olur. Beyaz un mamüleri (yani kepeksiz undan yapılan ekmek, makarna vs…,) ise mineral ve vitamin içermediğinden bağırsak rahatsızlıklarına ve de vitamin yetersizliğine sebep olur. Gökçek Diyet ismi ile satışa sunduğumuz ürünümüz doğal ve de hiçbir yan tesiri yoktur.</p>
<p>Dil üzerinde 5 çeşit tat alama alanları vardır ve bunlar acı, eşki, tatlı, tuzlu vede yağ tatlı alma alanlardı. Bunlardan acı (mavi), eşki (yeşil), tuzlu (sarı ) ve tatlı (lila) tat alanlar hücreleri otomatik olarak aktiftir ve bu tatlarda olan besinleri aldığımızda hemen değerlendirme yaparlar ve besinin tadı konusunda bilgi sahibi oluruz. Fakat yağ tadını alan hücreler aktif değildir ve bu nedenle örneğin zeytin yağlı yemek yediğinde özel ayrıca bir tat almazsınız bu tadı değerlendiren hücreler ancak ve ancak 40 gün süreyle zeytin yağını sade veya salata ile alırsanız aktif olur. Aksi halde aktif olmaz. 40 gün sonra zeytin yağlı besinler yiyince damak tadına ulaşan kişi bu tür beslenmeden vazgeçmek istemez.</p>
<p>Peynir, et ve mamüleride kişide bağımlılık yapar uzun süre peynir ve et yiyen kişi peynir, et ve et mamüllerini bırakamaz. Sağlık problemleri nedeniyle bıraktı diyelim o zamanda doymaz ve kendini sürekli aç hisseder ve haliyle aşırı yemek yeme hissi doğar. Peynir, et ve et mamülleri mide ve bağırsaklar da en uzun süre kalan besinlerdir ve kişiyi tok tutar. Oysa meyveler 20-60 dakika ve sebzeler 30-120 dakika midede kalır. Buda kişinin erken açıkmasına ve yediği besinler nedeniyle doymamasına sebep olur. Bu nedenle diyet yapan kişiler diyeti bıraktıktan sonra daha çok yemek yerler ve daha kilolu olurlar. Sindirim organlarının alışık olduğu hazım süresi kısalınca, boşalan mide kişide açlık duygusunu uyarır. Et, peynir, yumurta ve mamüllerine alternatif olacak ve midede uzun süre kalacak ve kişinin açlık duygusunu giderecek bir besin gerekir<br />
.<br />
<strong>Salata: Bu besinde zeytin yağıdır.</strong> Midede normal olarak 30-120 dakika kalan çoban salatasına zeytin yağı katlırsa bu süre midede 3-4 saate ve bağırsaklarda 8-10 saate kalır ve kişinde açlık duygusu uzun bir süre gözükmez. Ayrıca zeytin yağı olmadan yenen domatesteki likopen isimli bir çeşit B-Vitamini çok çok az değerlendirilir. Zeytin yağı ile ise tamamı değerlendirilir. Bu diğer sebzeler içinde geçerlidir. Her türlü salataya zeytin yağı, sirke ve limon suyu katılmalıdır. Yemeğe başlamadan önce salata yenmeli, sonra çorba içilmeli ve sonrada diğer yemekler yenmelidir. Neden çünkü önce salata yenirse bağırsakları çalıştırılır, hareketlendirir, tembeliği önler, bağırsak içindeki artık maddeleri dışarı atılmasını sağlar. Yemekten önce salata yenmesi ile bağırsaklarda ishal, kabızlık ve tembelik gibi durumlar olmaz vede bağırsaklarda iltihaplı ve ülserli rahatsızlıklar olmaz. Şayet herhangi bir rahatsızlık olursa Gökçek İksiri kullanılmalıdır, Gökçek İksiri ile bağırsaklardaki curuf dışarı atılır.</p>
<p><strong>Peynir:</strong> Halk arasında peynirin kalsiyum için çok çok önemli olduğu söylenir ve hatta doktorlar kemik erimesine karşı bol bol peynir yenmesini tavsiye ederler. Ve bol peynir yenince kemiklerdeki kalsiyum oranının artacağı iddea edilir. Et ve peynir yiyince Hücrelerdeki metabolik değişimler sırasında aşırı asit oluşur, bu asidi atmak için aşırı kalsiyuma ihtiyaç duyulur. Ve böylece aşırı asitle birlikte kalsiyumda dışarı atılır. Yani peynir yiyince kalsiyum alınır ama alınandan çok daha fazlası, peynirin sebep olduğu asitlenme nedeniyle dışarı atılır. Vücudumuzdaki asit-baz dengesinin sürekli dengede olması gerekir asidin aşırı artması demek komaya girmek demektir ve sonu ölümdür, bu nedenle küçük beyin oksijen alımını yavaşlatır. Fakat asla peynir yenmemelidir.Peynir asala yenememelidir, çünkü iltihaplanmaya sebep olur. Peynirle ilgili üçüncü önemli tehlike ise Tyramin isimli bir madde içerir ve bu madde normal olarak monoaminooksidaz tarafından yok edilir. Depresyon ilaçıları Tranylcypromin içerir ve bu maddede monoaminooksidazı frenler. Böylece Peynirin içinde olan Tyramin vücutta yoğunlaşır ve buda yüksek tansiyona neden olur. Depresyon ilaçı alan hastaların bu nedenle kesinlike peynir yememeleri gerekir. Bu tyamin suçuk salam gibi besin maddelerinde de bulunur. (NH 10.2000.6)<br />
Et, Peynir ve mamülleri sebep olduğu ikinci önmeli tehlike ise vücutta iltihaplanamaya sebep olmasıdır. Et ve Peynir kan ve dokularda asitlenmeye sebep olur ve asitli ortamada immün sistemi faliyetini azaltırken, çünkü yeterince oksijen alamazlar ve de bakteri, virüs ve mantarlar daha hızklı çoğalmaya başlar. Kanın PH-değeri 7,4′dür ve bunun sürekli korunması gerekir. Et, Peynir ve etmamüleri vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötüleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonlari ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda H2O (su) idraryoları ile CO2 (karbondioksit) nefesyolları ile dışarı atılır. Et Peynir ve et mamülleri H2CO3’nin aşırı yükselmesine sebep, buda kanın asitlenmesi demekdir ve bu büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akçiğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur, dermansızlaşır ve güçsüzleşir..<br />
Et yemeklerinin hazırlanışı da çok önmelidir. Ekide et yemekleri genelikle sulu yemekler iken, bugün et yemekleri genelikle döner veya kebap şeklinde direk ateşte bişirilen etler oksitlenmekte ve oksitlenen et mide ve bağırsakalra zarar vermektedir. Bu nedenle eski usul haşlamalı etli yemekler daha az zararlıdır. Oksitlene etli yemekler ve peynir aşırı asitlenmeye sebep olur. Uyumakla yorğunluk geçmez, günde 10 saat uyusanız yine kendinizi yorğun hissedersiniz, çünkü et ve peynir vücuttaki asiti aşırı yükseltir ve bu asidin nötürleştirilerek asit-baz dengesinin normala dönmesi çok zaman alır. Ve oksijen asidi nötürleştirmek için harcandığından yorğunluk, halsizlik ve dermansızlık uzun sürer. Özeliklede akşamları et ve peynir yenirse bir gün sonra yorğunluktan kendinize gelmeniz çok zaman alır. Bu nedenle en fazla haftada iki gün et ve mamüleri yenmelidir.<br />
<strong>Et: </strong>Yüksek tansiyon asıl nedeni aşırı hayvansal besin özelikle de et ve et mamüleri tüketme sonucu bağırsaklarda ortaya çıkan „Metihionin“ aminoasidinin B6,B12- vitaminleri tarafindan elimine edilememesi neticesinde ortaya çıkan „Homocystein“dır. Homocystein LDL-Kolesterolunu (zararlı Kolesterol) oksitlemesi sonucu. LDL-Kolesterolu makrofajlar (bakterileri yiyerk yok eden savunma hücreleri) tarafindan yabanci madde (zararlı bakteri veya virus) diye alğılanmasına sebep olur. Makrofaj LDL-Kolesterolunu yiyerek yok etmeye çalışır ve böylece süngerimsi artık maddeler oluşur ve bunlarda damarların iç yüzeyine yığılarak damar sertliğine neden olurlar. Damar sertliği başta beyin kanaması, kalp krizi ve kalın bağırsak kanseri gibi çeşitli hastalıklara sebep olur. Gökçek İksiri, Gökçek Tonik, sarımsak, bağırsak florsı için en ideal ilçlardır.<br />
<strong>Beyaz Un:</strong> Karbonhidratlı besinlerde sağlığa zararlıdır vede şişmanlığa neden olurlar. Burada yağlı besinleri anladıkta karbonhidratlı besinler neden şişmanlığa sebep oluyor diye bir soru akla gelebilir. Karbonhidratlı besinler deyince lifli (sebzeler meyveler) besinler değil, nişastalı besinleri özeliklede kepeksiz un’dan yapılan yiyecekleri kastetmeteyiz. Nişasta bir polisakkarid olup bağırsaklarda dissakkaride ve kanda glükoza dönüştürülür. İnsan vücudu gulkozu yağa çevirebilmektedir, bunlarsa ekmek, makarna, şeker, tatlılar ve diğer tahıl ürünlerininde oldukca bol vardır. Son zamanlarda sabahları çorba yerine börek, çörek, pasta yemek çok moda ve modern oldu. Sabah sabah yenen bu besinler mide ve bağırsakları yorar ve bağırsakların hareketlerini sınırlar. Çorba hoşunuza gitmiyorsa meyve veya sebze yiyin ama asla börek, çörek gibi ağır yiyeceker sabahları iyi değildir. Kanda fazladan bulunan gulukoz ileride kulanılmak için yağa dönüştürülerek depolanır. Bu nedenle et, peynir ve yumurta gibi hayvansal besin yemeyenlerden de şişman olurlar ve hatta hamurlu yiyeceleri çok sevenler, bakiliyat ve tahıl ürünleri daha şişman yapar, çünkü hayvansal besinler aynı zamanda proteinda içerirken nişastalı besinler hemen hemen yok denecek kadar protein içerirler.<br />
<strong>Protein ve yağın ayrışması zaman alır</strong> ve böylece pankreasa zaman kazandırılır, yeterince insulin salğılaması için. Kepekli ekmekteki nişastanının şeker dönüşmesi zaman alır çünkü vitaminler, mineraller ve lifli maddelerin ayrışması gerek. Bu nedenle kepekli ekmek yiyenlerin şeker hastalığına yakalanma ve şişmanlama rızki beyaz ekmek yiyenler göre daha azdır. Akşamaları yenen hamurlu yiyecekler, bakliyet ve tahıl ürünleri tam sindirilmediğinden sindirim problemelerine sebep olur. Bu nedenle akşamları sebze, meyve ve yoğurt gibi hafif yiyecekelr tercih edilmelidir. Almanya ya geldiğimde Almanların sulu sıcak akşama yemediklerini gördüm ve şaşırdım, fakat ardan geçen zaman içinde çok doğru beslendiklerini gödüm. Gerçi bunlardan önce bizim Osmanlı akşamları asla ağır yemek yememiş. Yani Almanlar dan biz bir şey alıyoruz ama aslında o aldığımız değerin aslıda biz aittir.<br />
<strong>Beyaz Şeker: </strong>Şekerin kullanılması ise çok yenidir. Şekerin doğalı, yani birleşiminde vitamin mineral ve enzim içerdiğinden zararı pek yoktur. Örneğin eskiden kullanılan Turhal şekeri veya esmer şeker normaldir. Eskiden tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kullanılırdı. Şeker pancarından elde edilen şeker ilk zamanlar doğal iken sürekli yeni metotların geliştirilmesi ile şimdi beyaz şeker hiç vitamin mineral, enzim ve amino asit içermez ve en önemli kısmı hayvan yemi yapımında kullanılır. Bu da kandaki şekerin aniden yükelmesine sebep olur, çünkü vitamin, mineral, enzim, ve amino asit içermediğinden hızlı geçiş olur. Şeker kanda yükselirken bu şekeri hücreye taşıyacak olan insulini yeterince salğılanaması nedeniyle zamanla şeker hastalığı ortaya çıkabilir.<br />
<strong>Bu nedenle doğal şeker kullanılmalıdır.</strong> Dünyada en sağlıksız beslenen millet malesef Türk Milletidir. 84 milletten insanın çalıştığı havaalanında bir firmada çalışıyorum. Asyalılar pirinç, deniz ürünleri, sebze ve meyve, Avrupalılar patates, lahana, meyve, sebze ve hayvansal ürünler, Afrikalılar sebze, meyve, tahıl ağrılı beslenirken. Dünyada sadece Türklerin varlıklı olanları hastalık derecesinde hayvansal besinlerden: et, peynir, yumurta ve kepeksiz un mamülleri (kepeksiz unda mineral, vitamin, enzim bulunmaz ve kişinin bağırsaklarına yapışır, geniş bilgi için buğdaya bak) vede alkol, fanta ve kola türketiyorlar.<br />
<strong>Bu da bile bile ölüme koşmaktır.</strong> Avrupada ki Türkler özelikle çok sağlıksız besleniyor ve sürekli hayvansal besin tüketiyorlar. Türk Milletinin geleceği bu gidişle pek parlak değil. Osmanlı yani dedelerimiz akşamları hayvansal besin yemezlerdi ve en fazla haftada 2 defa et yerlerdi, çok yüksek bir beslenme kültürüne sahiptiler. Hiç et yememekte iyi değil çünkü et hücre yenilenmesinde çok önmeli rol oynar. Yani sünnette uyarlardı. İslam’dan uzaklaşan bizler, batıya yaklaştıkca ilkeleştik.<br />
Almanya da alkol nedeniyle kısırlaşma 50 yıl öncesine göre % 50 aramıştır ve Almanya da 100 yakın sperm bankası var. Yani çocuk sahibi olmak isteyen tanımadığı bir erkeğin sperması ile hamile kalıyor. Bizde koskoca devlet adamlar sanki çok büyük bir marifetmiş gibi her vesilede ellerinde bir kadeh tokuştur babam tokuştur. Bu devlet adamları bizim bilmediğimiz gizli güçleremi hizmet ediyorlar. Ben 28 senedir Almanyadayım devlet adamları mümkün oldukca kadehlerle ve sigara ile medyanın önüne çıkmamaya çalışırlar, yani kötü örenek olmazlar.<br />
1-) İsmail bey bana gelerek doktorunun bağırsaklarının aşırı yağlandığını ve kolesterolunun yükseldiğini doktorunun et ve et mamülleri yememesini söylediğini söyledi. Ve bende mucizevi bir ilaç istedi. Bende ona mucize yok et, peynir, yumurta ve mamüllerini yemiyeceksin ve Gökçek İksiri kullanacaksın dedim. Bana et’ten vazgeçemem, atın ölümü arpadan olsun dedi. Ve İsmail bey 6 ay sonra 41 öldü ve geride 4 gözü yaşlı çocuk bıraktı.<br />
2-) Hakan beyle ne zaman konuşsam yemeden içmeden bahsediyor ve şurada piknik yapalım, şuranın kuzusu iyi buranın tavuğu iyi diyordu. Yani vatandaşla sağlıklı bir konuşma mümkün değildi. Oda bizim konuşmamızdan rahatsız oluyor ve sizin işinizde vatan, millet, sakarya diyordu. Ve bu tanıdık 44 yaşında kalp krizinden öldü ve geride üç çocuk bıraktı.<br />
3-) Selami beyle ne zaman sohbet etsek yaptığı seyahatlerden ve yediği yemeklerden, özelikle de etli yemeklerden bahsediyordu. Beyin kanaması geçirdi, beyin amaliyatından sonra 3 ay hastanede kaldı ve 1 yılda çalışamadı, şimdi halla sağlıklı sayılmaz ve arada bir yine istirahatte ayrılıyor.<br />
4-) Hasan abi boğazına pek düşkün bir insan oda hayvansal besinlerden, sucuk, salam ve peyniri çok seviyor. Kalp krizi geçirdi, baypas oldu. Aylarca hasatanede kaldı şimdide eski sağlığına kavuşmadığından arada bir işe gidiyor ve çoğunlukla istirahatte.<br />
5-) Mehmet Efendi 40 yaşında ve aktif spor yapan bir şahıstı ama kalp krizinden vefat etti, sebebi aşırı hayvansal besin. Allah rahmet etsin<br />
İçecekler: Beslenme deyince akla genelikle yiyecekler gelir oysa içeceklerde çok çok önemlidir, çünkü içecekler bütün sindirim sistemini altüst edebilir. Siyah çaydan uzun süre ve aşırı miktarda içilirse bağırsakları kurutur ve sindirimini bozar geniş bilgi için çaya bak. Kahvede aynı şekilde uzun süre ve aşırı miktarda içildiğinde başta gastrit olmak üzere birçok rahatsızlığa neden olabilir geniş bilgi için kahveye bak.<br />
Asitli içecekler (Cola, Fanta) ise kanın ve dokuları asit-baz dengesini bozarak asidoza sebep olur ve de içerdikler aşırı miktarda ki şeker nedeniyle kemikleri eritir ve sindirimi zayıflatırla (Geniş bilgi için kola ve asidosa bak).Doktorlarin çoğu çok su içilmesini tavsiye ederler, oysa fazla su içilince böbrekler vücuttaki fazla sıvıyı atmak için böbrek hücrelerindeki (nefro, nephron) tübüler kanaları genişler ve idrarla birlikte aşır miktarda vitamin, mineral, glikoz ve protein gibi önemli maddelerde dışarı atılır.</p>
<p>Azalan bu madderini yeniden temini için mide hücreleri (sensorlar, sensory) beyine açlık duygusunu uyarıcı sinyaller gönderir. Böylece kişi aşırı yemek yemeye başlar, aşırı yemek yiyen kişide sağlıklı sindirim olmadığından vücudunda aşırı miktarda cüruf (besi madderinin parçalanarak molekülere ayrılması sonucu ortaya çıkan artık maddeler) meydana gelir. Cürufun atılması kişide aşırı yorğunluk, dermansızlık ve bitkinliğe sebep olur. Yani çok içmek çok yemeğe ve çok yemek de çok uyumaya sebep olur, neticede kişide dermansızlık, halsizlik ve bitkinlik hasıl olur. Tabiki özelikle yaz aylarında hararete karşı fazla su içilmesi gerekir, günde 2-3 litre saf ve sade su gerekebilir. Asitli sularda zararlıdır, çünkü vücudun asit-baz denğesini bozar.<br />
Meyve suları: Meyve sularının Almanya’da olduğu gibi doğal olduğunu zannediyordum. Bu nedenle bu konuda bir yazı yazmayı düşünmemiştim. Fakat Türkiye ye gelince hemen her firmanın meyve suyunu dendim. Meyve suyundan çok ŞERBETE benziyorlar. Doğrusu Almanya da 29 yıl kaldım hiç böyle meyse suyu içmemiştim. Bunlar Türkiye de meyve suyu değil şerbet suyu üretiyorlar ve satıyorlar. Ne kadar şerbet suyu o kadar kemikler erir, pankreas zayıflar, bağırsaklardaki mantarlar azar. Bağırsak mantarların artması demek bir çok hastalık demektir. Çünkü mantarlar çeşit çeşit toksik maddeler üretirler ve bu toksik maddeler kana geçerek alerji, kurdeşen, baş ağrısı, migren,depresyon vb bir düzine hastalığa sebep olurlar.<br />
Gökçek Sağlıklı Besleneme Kuralları kişinin zayıf, normal ve obez olamasına göre 3 çeşit diyet yöntemi vardır.<br />
1-) Kilolu olup zayıflamak isteyenlerin uyması gereken kurallar: Gökçek Sağlıklı Besleneme Kuralları 1<br />
2-) Kilosundan memnun olup ta vücudundaki curuf ve toksik maddeleri atmak isteyenlerin uyması gereken kurallar: Gökçek Sağlıklı Besleneme 2<br />
3-) Aşırı zayıf olanların dikkat etmesi gereken kurallar: Gökçek Sağlıklı Besleneme 3<br />
Gökçek Sağlıklı Besleneme Kuralları 1: Kilolu ve hastalıklı kişilerin dikkat etmesi gereken kurallar. Obez ve hastalıklı kişilerde genelikle mide ve bağırsak problemleri olur. Bağırsaklar besinlerdeki mineral, vitamin ve enzimleri değerlendiremediğinde kişi sürekli fazla yemek zorunda kalır ve kilo alır vede hastalıklar sürekli çoğalır azalmaz. Bu tür rahatsızlıklar’da Gökçek İksir ve Gökçek Tonik kullanmaları gerekir.1-) Peynir asla yenememeli, çünkü asidoza sebep olur. Asidozu nötürleştirmek için aşırı mineraller harcanır ve curuf oluşur ve vücudun zayıf noktasına depolanır. Her kişinin bünyesinde değişik noktalarında zayıf dokular vardır. Bu nedenle curuf kişiden kişiye değişik noktalarda yoğunlaşır ve bu curuf içine mikroplar yerleşerek toksik maddeler üretirler. Curuf nedeniyle kişide vitamin, mineral, enzim ve protein eksikliği oluşur ve bağışıklık sistemi zayıfladığından mikroplar azar, çünkü curuf içindeki mikroplara bağışıklık sistemi etki edemez.</p>
<p>Yani bol sebze ve az meyve yerseniz hızlı zayıflarsınız, hızlı zayıflama sırasında deri, kas ve dokulardaki curuf atılmaz. Bu nedenle zayıflayan kişinin güzelği bozulur ve çirkinleşir. Tanıdğım bir bayan çok kısa sürede zayıflamıştı fakat çok çirkinleşmişti derileri, kasları sarkmış güzü buruşmuştu. Ben arkadaşın hanımını böyle görünce adeta hayalet görmüş gibi oldum. Bir Alman bayan ise yine hızlı zayıflamış kol-, baldır ve karın kasları aşırı sarkmıştı, sarkık kısmları amaliyatla aldılar, fakat yinede çirkinleşmesini önleyemediler. Yağlar erirken aynı zamanda curufun da erimesi için Gökçek İksir kullanmak şarttır, yoksa zayıflayacağım diye çirkinleşebilirsiniz. Bu nendele zayıflarken yağlar erir ve curfu erimezse kişide çirkinleşme olur. Gökçek İKSİRİ ile hem vücudunuzun dirençi düşmez, hem de zayıflarken çirkinleşme ve sarkma gibi problemler olmaz, çünkü vücudumuzun çöpcüsü olan lenf sistemini çalıştırır. Çöpcü çöpü toplarsa vücut’ta curuf problemi olmaz. Diyetten sonra yine eski beslenme tarzına dönülmemeli, diyet iki günlük iş değildir, hayat boyu dikkat edilmesiz gereken bir yaşam kuralıdır.DS, SL, MY, AK ve KK gibi şifalı bitkilerden oluşur. Gökçek Diyet curuf çözücü ve bağışıklı sistemini güçlendiricidir. Bu dört bitki DS, SL, MY, AK ve KK antiviral (virüsleri öldürücü, yok edici), antibakteril (bakterileri öldürücü) ve antimikotik (mantarları öldürücü, yok edici) özeliklere sahip bir şifalı bitkilerdir. Bu şifalı bitkilerin ortak özeliği kolesterol, lipid ve trigliserid gibi yağları eritici vücudu temizleyici ve zayıflatıcı özeliklere sahiptir. Gökçek Diyet diğer diyet ürünlerinden farklı olarak doğal ve yanetkisi yoktur. Kişi uzun süre alabilir, herhangi bir problem olmaz. Gökçek Diyetinin bir çok özeliği Gökçek İksire benzer, farkı zayıflatıcı olmasıdır.</p>
<p><strong>Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemleri:</strong> Bizim diyet şeklimiz diğerlerinden farklıdır ve aslında buna diye değil sağlıklı beslenme diyebilir.Malum diyet deyince birkaç ay bazı kuralları uyguluyacaksın sonra yine eski beslenme tarzına döneceksin.Oysa Gökçek Sağlıklı beslenme yöntemleri bir ömür boyu uyulması gereken kurallardır.Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemleri Peynir asla yenmemelidir, çünkü asitlenmeye sebep olur.Asidoz nedeniylede vücuttaki mineraller asidi nötürleştirmek için kulanıldığından kişide mineral yetersizliği görülür. Tabiiki mireralyetersizliği kişde bir çok problemin ortaya çıkmasına sebep olur. Ve bunların başında asidi nötürleştirmek için harcanana oksijen kişide dermansızlık, halsizlik ve yorğunluğa sebep olur. Aşırı kalsiyum harcandığından kemik erimesine sebep olur. Bu nedenle peynir asla yenmemelidir. Et ve et mamüleride peynir kadar olmasada asidoza sebep olur bu nedenle haftada en çok 2 defa et ve et mamülü yenmelidir. (Hastaların 5-6 ay et ve et mamüleri yememeleri gerekir, vücuttaki asidin atılabililmesi için)<br />
2-) Et ve et mamüleri de asidoza sebep olur, özelikle de et artıklarından yapılan ve aşırı kimyasal katkı maddeleri içeren sucuk, salam ve sosis iyi değildir, diyet süresince hayvansal ürün yememek gerek. Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemleri 6 ay sonra sade ve temiz et haftada bir defa yenebilir.<br />
3-) Bakliyat, tahil ve özelikle un mamüleri (ekmek, makarna, mantı, pasta, çikolata vs) hemen hemen nişastadan oluşur, yani nişasta polisakkarid demektir. Poli sakkarid parçalandığında disakkarid ortaya çıkar ve disakkarid de parçalanınca Glikoz ortaya çıkar. Glikoz bildiğimiz şekerdir. Kandaki fazla şeker yağa dönüştürülerek depolanır. Yani ha et yemeşsiniz ha ekmek her ikiside yağalanmaya şişmanlığa sebep olur.<br />
4-) Akşam altıdan sonra yenen yemek sindirilmez, midede ve bağırsaklarda uzun süre kalır mide ve bağırsaklar genişler,sarkar ve de deforme olur..Mide ve bağırsaklar çalışma temposunu bu saat’ten sonra minimum seviyeye indirir. Bu nedenle mecbur kalırsanız yoğurt veya meyve yiyebilirsiniz.<br />
5-) Salataya mutlaka zeytin yağı, sirke ve limonsuyu katımlalıdır ve meyveler yemekten önce yenmeli, böylece bağırsakların peristalik haretketi forma girer. Kabızlık, ishal ve hazımsızlık görülmez. Zeytin yağı katılmadan yenen salata kısa sürede mide ve bağırsaklar da kalır ve dışarı atılır, zeytin yağlı sakata uzun süre mide ve bağırsaklar da kalır ve kişiye doymuşluk hissi verir. Et ve peynir yiyenler bu nedenle kendilerini doymamış hissederler.<br />
6-) Çok yavaş yemek yemeli böylece dilcik çevresin de bir kas oluşur ve besinler tam hazemdilmeden bu kas tarafından bırakılmaz, artı besinlere ağız tükrüğün’den yeterince PHYTİN ismi ile anılan asit karışır ve buda besinlerdeki mineral ve vitaminlerin değerlendirilmesinde rol oynar.<br />
7-) Siyah çay ve kahve bağırsakları kurutur ve mideyi tahriş eder. Bu nedenle çok kolay gastrite yakalanma rizikosu ve bağırsaklar da da kuruma nedeniyle pompa gibi çalışan vilüs kanaları foksiyonlarını yerine getiremez ve kişide vitamin, mineral ve enzim yetersizliği görülür.<br />
 <img src='http://www.gokcekaktar.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> Tatlı ve hamurlu yiyecekler, tatlı içecekler, özeliklede kola ve fanta gibi içeceklerde aşırı şeker bulunması nedeniyle bağırsaklar’da mantarlar azar. Mantarlar zehirli alkoller, zehirli gazlar ve biyojen aminler (örneğin histamin) üretir ve bu da allerji, kemik erimesi, deri hastalıkları sindirim rahatszılıkları, depresyon vs gibi hastalıklara sebep olurlar. Bu nednele dikkatli belenmek gerekir.<br />
<strong>Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemleri 2:</strong><br />
Kilosun’dan memun olupta vücudun’daki curuf ve toksik maddeler’den arınamk isteyenler için uygun bir yöntemdir, bunun için Gökçek İksir artı Gökçek Zayıflama çayı uygun olur.<br />
1-) Sade temiz et haftada 1-2 defa yenebilir. Sucuk,salam ve sosis et artıkları ve kimyasal katkı maddeleri içerdiğinden iyi değildir.<br />
2-) Peynir asla yemememlidir çünkü asitlenemeye sebep olur ve asit iltihapları azdırır.<br />
3-) Siyah çay ve kahve bağırsakları kurutur, ileride mineral, vitamin ve enzim yetersizliği demektir.<br />
4-) Aşırı tatlı yemek ve özelikle de kola, fanta gibi aşırı şekerli içecekler bağırsak mantarlarını azdırır ve kemik erimesine sebep olur.<br />
<strong>Gökçek Sağlıklı Beslenme Yöntemleri 3:</strong><br />
Aşırı zayıflık nedeniyle halsiz dermansız ve halsiz olanların genelikle mide ve bağırsak problemleri vardır, bunuda Gökçek İksiri artı Gökçek İştah çayı ile tedavi etmek mümkündür.<br />
1-) Asla peynir yenmemeli asidoza sebep olur.<br />
2-) Sade ve temiz et yene bilir, sucuk, salam ve sosis iyi değildir.<br />
3-) Siyah çay, kahve bağırsakları kurutur iyi değildir.<br />
4-) Aşırı tatlı yiyecekler ve kola fanta gibi içecekler bağırsak mantarını azdırı ve kemik erimesine sebep olur.<br />
Aşırı Kilolar: Sevil hanım hamilelikten önce 55 kg geliyordu. Doğumdan sonra 85 kg’a çıkmıştı. Bir çok diyet metodu denemesine rağmen bir netice elde edememişti. Bana yardımcı olup olmıyacağımı sordu. Bende ona Gökçek Diyetle birlikte beslenmesinide değiştirirse başarılı olabileceğini söyledim. Akşamları saat 18′den sonra et, peynir, yumurta, ekmek, tatlı, bakliyatgiler ve hamurlu yiyecekler yememesini ve bu saat’ten sonra sebze, meyve veya yoğurt yemesini ve günde 3 defa 30 ml Gökçek Diyet almasını söyledim. Sevil hanım Gökçek Diyet veGökçek Zayıflama çayı artı doğru beslenme ile 3 ay sonra 30 kg vererek eski kilosuna yeniden kavuştu. Doğru beslenmek şartı ile kısa sürede zayıflamak mümkündür ve aynı kiloda kalmak içinde doğu beslenmeye devam etmek gerek. Diyetle bir kaç ayda zayıflarsınız, fakat beslenmenizi değiştirmezseniz yeniden kilo alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Diğer Diyetler:</strong></p>
<p><strong>Kahve Diyeti:</strong><span> Dünyada en uçuk ve aptalca bir görüş kahve ile diyet yapılması ve kahvenin sağlığa çok faydalı olduğunu anlatan büyük tv programları ve reklamlar da ne kadar yalan varsa sayıyorlar. Kahvenin demir, magnesiyum ve kalsiyum mineralleri ile B1-Vitamini (Thyamin) yetmezliğine sebep olduğu tesbit edilmiştir. Bilindiği gibi bu minerallerle B1-Vitamini yetersizliği çok farklı ve çesitli hastalıklara sebep olur ve bunların başında kemik erimesi, kas krampları, deri hastalıkları, dermansızlık, kansızlık ve immün zafiyeti en önemlileridir. Ham kahvede bulunan Küf manatarı (ochra toxin A), Kahve kurutulurken tamamen yok edilmediğinde bağırsaklara yerleşerek zehir (Aflotoksin) üretir buda başta böbrek kanserine, gözbebeği bozukluklarına sebep olur. <a href="http://www.gokcekaktar.com/zehirleniyoruz.htm/">http://www.gokcekaktar.com/zehirleniyoruz.htm/</a> Evet bazı diyetisyenler</span></p>
<p><strong>Fast food diyeti</strong> diye diyet türü tavsiye ediyor. AB ve ABD ülklerinde neden bu kadar şişman insan var, bunu açıklıyacak biri var mı? Evet buradaki insanların zamanları olmadığından veya alışkanlık nedeniyle aşırı fast foodla beslenirler. Hamburger ve Chesburger gibi yiyecekler sağlıklı değildir, çünkü beyaz undan yapılan sandeviçlerde en önemli viteminleri içermez, kişide zamanla vitaminsizlik (avitaminoz) görülür. Buda birçok hastalığa davetiye çıkarır.<br />
Oksijenin azalması yorğunluk, haksizlik, dermansızlık, güçsüzlük gibi problemlerin ortaya çıkması demektir. Vücudumuzdaki asit-baz dengesi sürekli dengede tutulur. ADB’de yapılan bir araştırmada hayvansal besin alanların idrarında yüksek oranda asit ve kalsiyum tesbit edilmiştir. Osteoporoz’un (kemik erimesi) sebebi kalsiyum yetersizlıği değil kalsiyum kayıbı olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle de hayvansal besin alanların idrarında yüksek oranda asit ve kalsiyum tesbit edilmiş ve sebze ve meyve yiyenlerde ise daha az kalsiyum kayıbı olduğu görülmüştür. Böylece peynir yersen kemiklerin sağlamlaşır masalı sona ermiştir. (Wolfgang Spiller, Ehk. 10.2002.713)<br />
<strong>Kola Diyeti: </strong><span>Bazı bazı diyetisyenlerde diyet kola tavsiye ediyor, peki diyet kolanın içinde şeker yerine ne var aspartam, sakkarin vs. Tatlandırıcılar var. Bu tatlandırıcıların kişide beyin uruna sebep olduğu ABD’de yapılan araştırmalarla tesbit edilmiştir. Geniş bilgi için <a href="http://www.gokcekaktar.com/zehirleniyoruz.htm">http://www.gokcekaktar.com/zehirleniyoruz.htm</a> bakabilirsiniz. Kola fazla alınırsa Ellerde terleme, keyifsizlik, baş ağrısı, kalp çarpıntısı, korku, depresyon, yorğunluk ve konsantrasyon zafiyetine sebep olabilir.</span><br />
<strong>Et-Peynir Diyeti: </strong><span>Bazı diyetisyenlerde nedense sürekli şu kadar et ve şu kadar peynir yenmeli diyorlar. Et, peynir ve mamüllerinin kanda asitlenmeye neden olduğu bu asidi nötürleştirmek içinse aşırı oksijen ve kalsiyum harcanmasına sebep olduğu tesbit edilmiştir. Oksijen yetersizliği halsizlik, dermansızlık ve immün ssiteminde (bağışıklık sistemi) zafiyete neden olur. İmmün zafiyeti ise birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu nedenle beli bir yaştan sonra bu 35 olabilir çok az et ve et mamülleri tüketilmeli ve asla peynir yenmemelidir. <a href="http://www.gokcekaktar.com/et-peynir-seker.htm/">http://www.gokcekaktar.com/et-peynir-seker.htm/</a></span></p>
<p><strong>Çay Diyeti:</strong> Bazı diyetisyenlerde sağolsunlar yeşil veya siyah çay içilmasinden bahsetmektedirler. Peki siyah çayın ne kadar tanin içerdiğini biliyorlar mı? Siyah çay Türk usulü içilirse bağırsakları kurutur ve böylece bağırsak florası bozulur vede kişide zamanla avitaminoz ve mineral yetersizliği ortaya çıkar.Siyah çay demir, magnesiyum ve kalsiyum mineralleri ile B1-Vitamini (Thyamin) yetmezliğine sebep olduğu tesbit edilmiştir. Bilindiği gibi bu minerallerle B1-Vitamini yetersizliği çok farklı ve çesitli hastalıklara sebep olur ve bunların başında kemik erimesi, kas krampları, deri hastalıkları, dermansızlık, kansızlık ve immün zafiyeti en önemlileridir.<br />
Atkis Diyet: Bu görüş bir rüya gibi bir görüş. İstediğin kadar yağlı, tatlı, et, peynir ve yumurta ye diyor. Evet Atkis her şeyi istediğiniz kadar yiyin diyor. Ve karbonhidratlı besinlerden kaçının diyor, yani pirinç, patates ve ekmek yemeyin diyor. ABD’li bu diyetisyen Dr. Robert Atkis’e ait olan bu görüş nedeniyle ABD’de milyonlarca insan yanlış beslenmiş ve yağlanma nedeniylede ölmüşlerdir. Bu diyetisyende aynı kendi buluşunun kurbanı olmuş aşırı yağlanmadan ölmüştür. Bu adamın kitabı 1970 li yıllarda ABD’de milyonlarca satmıştır. Aktis diyetinde peynir, yumurta, et ve et mamülerinin bolbol yenmesini ekmek asla yenmemesini söylüyor.<br />
<strong>Brigitte-Diyet: </strong>Brigite kadın derisi tarafından ortaya atılan görüş buna göre kişi günde 1000-1500 kilokalorilik besin almalıdır. Bunlar bu dergi etrafında ve internette bu konular ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Somon balığı, patates, zeytin, müsli gibi yiyecekler ve tarçın, ananas gibi içecekler tavsiye edilmektedir. Yani kendi üretikleri ürünleri pazarlama gibi bir yöntem ve sistem. Tabii bu gruba dahil olanlar genelikle diyet nedeniyle doymadıklarını beyan etmektedirler. Burada genelikle hazır ürünler olduğundan tabii konserve içermektedir ve de ileride birçok problem demektir.<br />
<strong>Crashdiyet (Sert Diyet) :</strong> Cras diyetle hemen hedefe gidileceği görüşü vardır. Bu görüşe göre diye 3 gün ila 3 hafta arsında istenilen kiloya ulaşılacağı ileri sürülmektedir. Bu metotla aç kalınarak kısa sürede kilo verilebilir, ama bu verilen kilo genelikle sıvı olduğundan kişi daha hızlı kilo alır ve jojo-effekt (katlanarak geri dönüş) oluşur. Ani olarak yeme ve içmeyi azaltma nedeniyle kişide açlık duygusu önlenemez. Ve de diyeti bırakır bırakmaz hemen aşırı yeme içmeye başlıyarak eski kilosuna ulaşır ve hatta eski kilosunu bile aşabilir.<br />
<strong>Farklı Diyet: </strong>Farklı Diyet aslında bir diyet türü değildir, aksine beslenme şeklini değiştirmedir. Bu Farklı-Diyete göre örneğin bir yemek vaktinde sadece proteinlı yiyecekler belirlerni ve sadece proteinli yiyecekler yenir. Bir sonraki yemekte ise sadece karbonhidratlı besinler yenir vede sonraki yemek vaktinde yağlı besinler tercih edilir. Bu görüşü ortaya atanlar. Kişi karbonhidratlı besinler aldığında sindirim organları ona göre sindirim salğısı salğılamakta, proteinlı besin aldığında ona göre ve yağlı besin aldığında ona göre sindirim salğısı salğılamaktadır. Ve yemeğin türüne göre asitli veya bazik sindirim salğısı salıdığı görüşürdür. Farklı Diyetin en önmli unsuru protein, yağ ve karbonhidratılı besinleri kesin olarak ayrı zamanlarda yemektir. Fakat tabii proteinlı, yağlı veya karbonhidratlı besinleri birbirinden ayrımak öyle kolay bir iş değidir. Bu diyet ABD’li Dr. Hay tarafından geliştirlmiştir.<br />
<strong>Glyx-Diyet:</strong> Bir kaç yıldır Glyx Diyet denmeleri başlamış ve önemli sonuçlar elde edilmiştir. Glyx Glykaemiş Indexin kısaltılmış şeklidir. Bu diyet şekli ile pankreasın çalışması sağlanır. Bu metota oldukca az hayvansal besin alınmakta ve daha çok karbonhidrat almaları gerekmektedir. Glyx Diyette genelikle sebze, meyve, balık ve süt mamüleri ağrılıklıdır. Glyx Diyet yapanların yoğun bir spor yapaması da tavsiye edilmektedir. Bu diyetde genelikle hüsranla bitmaktedir, çünkü kişide doymyuşluk hissi olumamktadır. Ve kişi diyeti bırkınca eski kilolarını yeniden almaktadır.<br />
Güney Sahil Diyeti: Bu diye Atkins diyetine çok benzer ve yağ-protein ağılrlıklıdır, fakat Atkins gibi sert olmayıp karbonhidratlı besinlerede azda olsa müsade etmektedir. Floridada yaşıyan kardiyoloji doktoru Arthur Agatston tarafından geliştirilmiştir. Bu diyet 3 aşamalıdır. 1. Devre 2 hafta sürerer ve bu süre içinde ekmek, makarna, meyve yasaktır. Yağsız et, sebze, yumurta, peynir ve ceviz tavsiye edimktedir. 2. Devre bu devrede kepekli un mamüleri tüketilebilir. Ve istenilen kiloya ulaşınca çok az olmak şartı ile sebze ve meyve yenebilir. Bu diyette fast food kesinlikle yasaktır.<br />
Karbonhidrat ağırlıklı diyet: Karbonhitralı diyetlerde bazı uzmanlar muz ağırlıklı beslenmden bahsederken bazıları, hayır çok mahzurlu en iyisi turuncugiller demektedir. Bu nedenle bu diyette kesin bir görüş birliği yoktur. Bazı uzmanlar Ekmek-Diyeti, bazıları Meyve-Diyeti, bazıları, Patates-Diyeti, bazıları Pirinç-Diyeti tavsiye etmektedirler. Fakat hepsinin de ortak görüşü karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi tavsiye etmektedirler vede yağ ve proteinlı besinlerden uzak durulmasını veya çok az alınmasını tavsiye etmektedirler. Araştırmacılar hareketli insanlar karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin faydalı olacağı yönündedir.<br />
<strong>Low-Fat Diyet (Az Yağlı Diyet):</strong> Bu diyetin özeliği az yağlı ve çok karbonhidratlı beslenmedir. Low-Fat de etin yağsız olması süt ürünlerinin yağsız olması aranır. Ve mümkün oldukca az et ve süt ürünleri alınması ve bol sebze ve meyveli beslenme esasına dayanır. Bu diyette kişi her şeyi yiyebilir, fakat hayvansal besinlerden mümkün oldukca az yemektir. Bu görüşe göre besinlerimizin % 50-60’ını yağlı besinler oluşturuyor. Bu nedenle aşırı hareket edip bu enejiyi harçamak gerekir. Oysa günümüz insanı genelikle masa başında büroda oturduğundan az enerji harcamaktadır. Fazla enerji harcamadığı halde fazla hayvansal besin almakta buda depolanmaktadır. Bu nedenle vücutta depolanmayan sebze ve meyve ağırlıklı besinler alınmalıdır. Bu diyette günlük alınacak yağ oranı 60-70 gramı geçmemelidir.<br />
<strong>Protein Diyeti:</strong> Bu diyet 1920’li yıllarda ABD’li artistler tarafından başlatıldığından ‚’’Hollywood-Diyet’’ diyede anılır. Kabuklu deniz ürünleri, fıstık ve yumurta gibi yiyecekler nedeniyle böbrekler faliyetini artırır ve aşırı su dışarı atılır. Bu nedenle kişi kilo verdiğini zanneder. Tabii buna uzun süre devam edilirse çok tehlikeli olacağı beslenme uzmanları ve doktorlar tarafından beyan edilmiştir. Özelikle de hamilelikte, amaliyatta, ateşli hastalıklarda ve de yanıklarda kullanılmamalıdır.<br />
<strong>Yağ Diyeti: </strong>Bu görüşe göre istediğiniz kadar et yiyin diyor, bu görüşe Atkis veya Sout-Beach-Diyet denir. İstediğiniz kadar kalori alın diyor. Önce gerçekten sadece etle beslenen kişilerde zayıflama olmaktadır, fakat avitaminoz ve mineral yetersizliğine sebep olur. Kişide ağız kokusu, kandolaşımı anormalikleri, oluşur. Beyine ve sinir sistemi yeterince besleyici madde alamadığından beyinde ve sinir ssiteminde problemler çıkar.<br />
<strong>Weight-Watchers-Diyeti: </strong>Bu diyet programıda ABD’li bilim adamları tarafından geliştirilmiştir. Weight-Watchers Diyeti yapanlar kendi aralarında toplanırlar ve diyet üzerine sohbetler yaparlar. Bu toplantılar ücretlidir ve toplantıya katılanlar yaşadıkları tecrübeleri anlatırlar. Bu diyet hakkında internetten bilgi almak mümkündür ve cd ve kitaplarını temin etmek mümkündür. İlk ziyarette obez olan kişinin kliosu, ne zamandan beri şişman olduğu vb konularda hasta hakkında bilgiler kaydedilir. Bu sistemde her besini bir puan cetveli vardır. Bazı besinlerin puanı sıfırdır, yani ondan istediği kadar yiyebilir. Artı aynı zamanda gülük spor bu diyette gereklidir. Bu diyetle zayıflamak zamana yayılmıştır.</p>
<p><strong>Yiyecekler: Imami Buhari:</strong><br />
1-) “Sofradan ekmek eksik etmemek gerekir” buyurmuştur ve Peygamber efendimizde elenmiş undan yapılan ekmeği yememiştir. Kepekli undan yapılan ekmek ise B1, B2, B3, E-Vitaminleri ve ß-Karotin (Provitamin A) vitaminleri ile, bakır, mangen, magnesiyum, fosfat, demir ve çinko içerir.<br />
Lifli besineler (kepekli un, keten, yulaf ezmesi (yulafa bak), meyve ve sebze) safra asidini kendine bağlar ve böylece safra dışkı ile dışarı atılır. Eksilen safrayı karşılamak için kandaki kolesterol karaciğere taşınır ve safra asidi yapımında kullanılır. Böylece kanadaki kolesterol azalır. Lifli besinler kalın bağırsakalrda bakteriler tarafından küçük zincirli yağasitlerine bölünür. Bu küçük zincirli yağasitleri (asetat, propionat ve butirat) kolesterolun oluşmasını önle. Buda kolesterolun kandaki seviyesini düşür. Kandaki yağın azalması ve sertliğin önlenmesi ile hücrelere gerekli olan besleyici maddeler taşınır ve böylece kişinin enerjisi artar ve sağlığına kavuşur.</p>
<p>Oysa günümüzde beyaz undan yapılan ekmek ve makarnada ne vitaminler nede minaraller mevcuttur. O halde Türkler avitaminoz (vitamin yetersizligi) ve mineral yetersizliği ve protein yetersizliği çeken bir milletir (geniş bilgi buğdaya bak). Almanya da 272 çeşit ekmek türü üretilmektedir ve bunun büyük çoğulğunu da kepekli ekmekler oluşturur. O halde kepekli un mamuleri özelikle de kepekli ekmek yemek şarttır.<br />
<strong>Hz. Ali:</strong><br />
2-) “Kim 40 gün et yemez ise ahlakı kötüleşir (huysuz olur), kim de hiç ara vermeden 40 gün et yerse kalbi kararır” buyurmuştur. Neden derseniz kolesterolu hayvansal besinlerden alırız. Birçok hormonun ana maddesini kolesterol oluşturur ve bu kolesterolün azalması kişide hormon denğelerinin bozulmasına neden olur vede aşırı et yiyince de kişide dermansızlık, halsizlik, yağlanma, damar sertliği vb. rahatsızlıklara ortaya çıkar. (genis bilgi için Hastalıklarda Bağırsak florasına bak)<br />
<strong>ABD’li A.Flecher </strong>1890′da yakalandığı hastalıkları tıbbi ilaçlarla ve de tıbbı tedavilerle iyileşemez, ve tekerlekli sandelyeye mahkum olur, ailesi onu terkeder, işinden olur. Bir tanıdığı yavas ye, her lokmayı 50 defa çiğne o zaman zaten fazla yiyemesin ve erken doyarsın, yediklerini hazmedersin der. Oda bunu tatbik eder. A. Flecher 6 ay sonra tekerlekli sandelye den kurtulur, bir yıl sonrada işine geri döner ve ailesi ile barışarak yeniden evlenir. Her türlü hastalığın sebebi hızlı yemek, çok yemek ve de aşırı hayvansal besin tüketmektir. Bunlar Bağırsak florasını bozar.<br />
Bozulan dengeler nedeniyle faydalı bakteriler azalır, zararlı bakteriler, tehlikeli mantarlar ve virüsler devreye girer ve beklenmedik hastalıklar ortaya çıkar. (Geniş bilgi için Hastalıklarda Bağırsak florasına ve Mantarlara bak). Hayvansal besinlerin, özelikle de et ve et manüllerinin haftada en fazla iki defa tüketilmesi gerekir. Oysa Türk mutfağında etsiz yemek bulmak adeta imkansız dır. Antalya ya izine gittiğimde etsiz yemek sorunca, garsonlar şöyle garipce bakıyorlar. Oysa hem avrupada hem de asyada etsiz yemek gayet normaldir. Yemek ve kahvaltıdan önce iki bardak su içmekte kişide erken doymuşluk hissi uyandırır ve aşırı yemek yemesini önler.<br />
Cafer es-Sadik (RH):<br />
3-) “Kim malının ve evladının çok olmasını isterse , sebze yemeye devam etsin” der. Neden çünkü sebzeler; vitaminler, mineraller ve de lifli maddeler içerir. Lifli maddeler selüloz türü maddeler olup bunlar; bir bağırsaklardaki faydalı bakterilerin besinidir, iki lifli besinler bağırsak peristaliğini (motorik hareketler) harakete geçirir ve böylece bağırsak içeriğinin bağırsaklardaki transit süreci hızlanır ve kişi zamanında defi hacetini yapar. Zamanında yapılmayan defi hacet bağırsaklarda kokuşmaya sebep olur. Buda bağırsaklardaki patojen ( hastalık yapıcı bakterlerin ve mantarların azması demektir. Bu nedenle bağırsakları çalıştıran sebzeler beslenme için çok önemlidir.<br />
4-) Peygamberimiz “Ey Ali yemeğine tuzla başla çünkü içinde cüzzam, frengi, karın ağrısı, ruhsal ve sinirsel hastalıklarından bulunduğu 70 hastalığı iyileştirir” buyurmuştur. Neden çünkü tuz kimyasal olarak Soydum klorid adı ile anılan tuzu alınca ortaya (2 NaCl+H2O+2NaOH+HCl+1/2Cl2) çok sert bir asit, çok sert bir bazik madde ve klor gazı ortaya çıkar.<br />
a-) Mide asidi de tuz asidi (tuz ruhu, HCl) olup, buda Mide asidinin kalitesini artırır.<br />
b-) Sodyum özelikle de böbrekler için çok hayati öneme sahiptir.<br />
c-) Klor gazi ise eskiden Ankara’nın suyu sürekli klorlanırdı, çünkü klor zararlı bakterileri yok eder.<br />
d-) Tuzsuyu çeker derler doğrudur. Beynin çalışmasında bu tuza çok bağlıdır.<br />
e-) Tuzun tansiyonu yükseltiğine dair söylentiler ise Bonn universitesi tarafindan yapılan bir araştırmalarla yalanlanmıştır.<br />
Tansiyonun asıl sebebi aşırı hayvansal besinler ve hamurlu yiyecekler, özelikle de beyaz un mamüleri, et, peynir ve yumurtayı sayabiliriz. Beyaz un vitamin ve mineral içermez ve bağırsaklarda disakkaride dönüştürülen nişasta kanda glikoza (glikoza) dönüştürülür ve şayet enerjiye dönüşmüyecek kadar çoksa yağa dönüştürülerek depolanır. Bu nedenle hamurlu besinlerde et gibi şişmalığa sebep olur. Tuz ile ilgili geniş bilgi için Tuz Masalına bak.<br />
Şişman kişiler uyuyunca rahat uyuyamaz çünkü organları sıkışır özelikle de böbrekler, akçiğerler, mesane ve sindirim organları sıkışır. Böylece akşamları çok yemek yiyince de, horlama, ağızdan su akması, kötü rüyalar görerek rahatsız olma ve dinlenmeden tekrar uyanma gibi durumlar ortaya çıkar. Bundan yıllar önce ev doktoruna gittim ve kanımdaki HOMOCYSTEIN oranın tesbit edilmesini rica ettim. Doktor böyle bir şeyden haberinin olmadığını ve ilk defa duyduğunu söyledi ve yanında çalışan hemşirelere sordu onlarda bizde bilmiyoruz dediler. Sizde merak edip sorarsanız zannederim aynı şekilde tuaf karşılanırsınz.<br />
Günümüzde beslenme ve sağlıklı yaşamada gayri müslimler sanki sünete uyuyorlarmışda müslüman olduğunu iddia eden bizlerse gayri müslimler gibi yaşıyoruz. Kilolu papazı çok zor görürsünüz, ama TV’lerdeki mevlit kandilerine bir bakın buradaki hocalar ve mevlithanlar sanki sumo güreşcisi gibiler, bunların ayet ve hadisten haberdar olmadıklarına inanmak isterdim. Avrupada ki Türkler için gelen din adamalarının din adına yaptıkları pek birşey yok, varsa yoksa yemek, içmek ve gezmek, sanki buraya tatile gelmişler. Bir Hocalar Papazların günlük çalışmasının % 10′nu bile yapmıyorlar. Sonrada yeni yetişen nesil Almanlaşıyor, Fransızlaşıyor, İngilizleşiyor vs, diye edişeleniyoruz. Peygamber efendimiz „Allahın en nefret ettiği kişiler; çok uyuyan, çok yiyen ve çok içen kimselerdir“ buyurmuştur. Bunu da en çok hacı, hoca diye anılan insanlarda görmekteyiz. Gerçek din adamı da var mı? Evet var ama sadece % 1 belki.<br />
Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek Iksiri ile tedavi olmak mümkündür. Fakat doğru beslenmek şarttır.</p>
<p>Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur. Siyah çay ve kahve içilmemeli, çünkü mide ve bağırsakları tahrişeder. Böylece vitaminler, mineraller, aminoasitler, vs…, yeterince alınamaz (absorbe) ve rahatsızlıklar ortaya çıkar. Et ve et mamülerine 5-6 ay aravermek gerekir, çünkü asidoza sebep olur, buda birçok hastalığın ana kaynağıdır. Gökçek İksiri vücudu curuflar’dan arıtır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</p>
<p><strong>Açıklama: </strong>Hayvansal besinler damarların iç yüzeyinde (mukazasında) plaklar olşmasına (yağlanmasına) neden olur. Damarların yağlanarak sertleşmesi yüksek tansiyona sebep olur. Damarlar yaşalandıkca beyin, kalp, penis ve vajinaya yeterince kan gitmemesi demektir. Buda felç, kalpkrizi, rekeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizliğe sebep olur. Hayvansal besinleri azaltmak, hatta peyniri asla yememek gerekir.Gökçek İksiri ile tıkanan damarlar açılır ve kişide beyin kanaması, kalpkrizi, erkeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizlik rizikoları ortadan kalkar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/saglikli-beslenme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saç Problemleri</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/sac-problemleri1/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/sac-problemleri1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 19:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=290</guid>
		<description><![CDATA[Saç problemleri:
Peygamber efendimiz sohbetine katılan bir zatın saç ve sakalının dağınık olduğunu görür ve ona ??Tarağın yokmu??? der ve ona kendi tarağını verir, saç ve sakalına bakmasını söyler. Peygamber efendimizin temizlik ve bakımlı olmaya çok önem verdiği bilinmektedir. Her insanın başında 100-150.000 saç bulunur. Sarışınlarda daha çok saç bulunur. Sarışın saçlar daha ince iken siyah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr3.gif"><img class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr3.gif" border="0" alt="" width="147" height="176" /></a><strong>Saç problemleri:</strong><br />
Peygamber efendimiz sohbetine katılan bir zatın saç ve sakalının dağınık olduğunu görür ve ona ??Tarağın yokmu??? der ve ona kendi tarağını verir, saç ve sakalına bakmasını söyler. Peygamber efendimizin temizlik ve bakımlı olmaya çok önem verdiği bilinmektedir. Her insanın başında 100-150.000 saç bulunur. Sarışınlarda daha çok saç bulunur. Sarışın saçlar daha ince iken siyah saçlar sarışın saçlara göre daha kalıncadır. Saçlar ayda ortalama 1 sm büyür. Bir saç kılının kalınlığı 0,07 mm olup, 10 sm uzunluğundaki bir kıl 0,7 mg ağırlıktadır. Bütün saçların ağırlığı 10 sm olsa toplam saçların ağırlığı 1 kg gelir. Saçları oluşturan kılların her biri birkaç tabakadan oluşur. Kılın dış yüzeyi köknar kozalağının dış yüzeyindeki pul gibi kabuklara benzer pullardan oluşur. Her kılın etrafı pul gibi tabakalardan oluşur ve bına curticuda denir. Kılın ortasında 5 µm (mikrometere) kalınlığında 100 µm uzunluğunda ve iğ şeklindeki hücrelerden oluşur ve hücereler arasında lipo-proteinlar bulunur.</p>
<p><strong>Saç dökülmesi:</strong><br />
Günde ortalama 100 tane saç kılının dökülmesi normaldır. Sayet saçlar sıksa, saçı seyrelenler için ise günde 100 saç kılının dökülmesi normal değildir. Saç köklerinin % 85?i aktifse bu normaldir. Saçların kalınlığıda kişiden kişiye değişir. Siyak saçlıların saçları kalınken, sarı saçlıların saçları daha incedir. Saç dökülmesinin erken teşhisi çok çok önemlidir, büylece buna karşı tetbirler alınabilir.</p>
<p><strong>Saç transplantasyonu:</strong><br />
Günümüzde saç trasplantasyonu, yani saç ektirme normal bir durum olmaya başlamıştır. Saç ektirenlerin derilerinde bir hisisizlik ve banyodan sonra yanma gibi anormal duygular olmaktadır. Bunedenle saç transplantasyonu yaptıranların çoğu bunu yaptırdıklarına pişman olmaktadırlar. Saçların dolu ve gür olması kişiyi genç ve güçlü göstermekte, bu nedenle saçları dökülenler bu probleme çeşitli çözümler aramaktadırlar. Şimdilik saç ektirmek birçok problemide beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong>Saçları tarama ve kurutma:<a href="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr1.jpg"><img class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr1.jpg" border="0" alt="" width="106" height="100" /></a></strong><br />
Tarak ve fırçalar çok önemlidir, metal tarklar keskinse kılın dış yüzeyini tahripeder. Bu nedenle doğru tarak ve fırça seçmek önemlidir. Doğal fırçalar saçların tahrip olmasını önler. Saçları kuruturken önce havlu ile iyice kurulanmalı ve çok kuvvetli olmayan bir ayarda el seşuarı (saç kurutma aleti) ile saçlar kurutulur. Saçları yıkadıktan sonra aşırı sıcağa karşı doğal losyonlar kulanılır. Saçlar düğümlenince zorlamamak gerekir ve bir miktar losyonla çok kolay taranır.</p>
<p><strong>Saçları boyama, gölgeleme ve mejlemek:</strong><br />
Saçları boyatma, gölge yaptırma veya mejlemenin çeşitli devreleri vardır.<br />
<strong>1. Devre Boyama:</strong> Yıkanabilen hafif boyama, buna gölge?de denir. Bu metot, yeni saç boyasını denemek için idealdir, çünkü boya sadece kılın dış yüzeyindeki pulsu deriye yapışır. Gölge saçın anayapısını bozmaz ve ancak üç yıkamaya kadar dayanabilir. Gölge saçtaki beyazları örtmez.</p>
<p><strong>2. Devre Boyama:</strong> Buna yoğun boyama veya yoğun gölgelemede denir. Bu boyar madde boyamadan önce karıştırılır ve saçlara sürülür. Buradaki boyama yıkanınca çıkmaz ve yavaş yavaş soluklaşır. Bu boya maddesine hidrojen peroksit (oksijenli su) katılabilir ve buda saçları hafif açık renkli yapar. Bu renk saçın kendi doğal rengini örter ve saça yeni bir görünüm verir.</p>
<p><strong>3. Devre Boyama:</strong> Bu metoda kolerasyon denir ve bu boyamada boya saçta kalır. Onu yıkamakla çıkarmak mümkün değildir. Bu boya genelikle oksitleyici madde olan hidrojen peroksit içerir. Buda saç pegmanları tahrip ederek yerine geçer. Kolarasyona amonyakda içirir . Bu amonyak saçların dış yüzeyindeki pulumsu deriden içeri girerek, burada saçın yapısını bozar. Kolarasyonda saça özelikle iyi bakmak gerekir, aksi halde saç kötüleşir ve kırılganlaşır.</p>
<p><strong>Frisur, saç tuvaleti:</strong><a href="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr2.jpg"><img class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/sac_pr2.jpg" border="0" alt="" width="130" height="169" /></a><br />
Bayanların saçlarına verdikleri şekile frisur veya saç tuvaleti denir. Günümüzde moda olan saç tipi omuzlara kadar uzanan parlak ve düz saç şeklidir. Bu tür saç tuvaletide özel bir bakım ister. Saçları yıkadıktan sonra veya nemli saçlara rüzğarda dağılmaması için stiling (jöle veya saç spray) sürülür ve taranır.</p>
<p><strong>Saç kepeği:</strong><br />
İnsan derisi sürekli yenilenir, sertleşen deri hücresi atılır ve yerine yeni hücreler göreve başlar. Deri hücreleri 4 haftada bir yenilenir. Şayet bazı faktörler bu hücre yenilenmesini hızlandırırsa ortaya kepek çıkar. Kepek sayıları 1000?e varan baş derisi hücrelerinin birbirine yapışması ile ortya çıkar. Kepeğin saçlar ve gömlek üzerindeki görünümü ise belidir.</p>
<p><strong>Kepeklenmenin sebepleri:</strong> Stres, hormon anormalikleri, yanlış beslenme, yanlış şampuan kulanma vb. faktörlerdir. Birleşiminde izopropilalkol içeren şampuan, jöle (stiling) ve saç sprayleri baş derisini kurutur. Böylece deri hücreleri aşırı çoğalır ve kepek oluşur.</p>
<p><strong>Kepek ve mantarlar:</strong><br />
Baş derisinin kepeklenmesi mantarlar için, özeliklede maya mantarları için ideal bir beslenme alanı oluşturur. Mantarların derinin üst tabakasına yerleşmesi iltihaplanmaya sebep olur ve buda kaşıntıya, kaşıntıda mantarlar daha geniş bir alana yayılır. Mantarların yayılması stres, alkol kulanımı, beyaz unlu ve şekerli besinler nedeniyle immün sistemi zayıflar. Böylece mikroplarla mücadele zorlaşır.</p>
<p><strong>Kepeğe karşı kulanılan şampuanlar:</strong><br />
Kepeğe karşı sürekli antikepek şampunı kulanmak iyi değildir, çünkü antikepek şampunı mantar ve bakterileri öldürücü özel bir antiseptik (mikropları öldürücü) içerir. Bu ise zamanla baş derisini tahrişeder. Antikepek şampuanları kepeği önlemez, sadece kaşıntıyı hafifletir. Öko-testin Almanyada yaptığı araştırmalarda bu tür şampuanların 30?a varan zararlı madde içerdikleri tesbitedilmiştir. Bu nedenle en ideali <a href="http://www.dogaltedavi.net/" target="_blank">Gökçek İksiri</a>,<a href="http://www.aloeverabu.com/" target="_blank">Aloe Vera</a><a href="http://www.aloeverabu.com/" target="_blank">,</a> <a href="http://www.nonibu.com/" target="_blank">Noni</a>, ısırganotu, akhuş, biberiye ve jojoba gibi şifalı bitkilerden eldeedilen şampuanlar kulanılmalıdır. Antikepek şampuanları en fazla 4 hafta kulanılmalıdır, şayet herhangi bir düzelme görülmzse o zaman doktora görünmek gerekir. Kafa derisi tahriş olmuşsa, uzun süre bebek şampuanı kulanmak iyi gelir.</p>
<p><strong>Kepeğe karşı tetbirler:</strong><br />
<strong>1-)</strong> Saçları sıcak yıkama ve kurutma iyi değildir.<br />
<strong>2-)</strong> Baş derisini kurutucu şampuan kulanılmamalıdır.<br />
<strong>3-)</strong> Baş derisini sıcak şekilde tutacak şapka ve terlik kulanılmamalıdır.<br />
<strong>4-)</strong> Çok sert taranmamalı<br />
<strong>5-)</strong> Yağlı besinlerden uzak durulmalı<br />
<strong>6-)</strong> Tarak veya fırçayı hergün yıkamak gerekir.<br />
<strong>7-)</strong> Siyah çay ve kahve yerine şifalı bitki çayları içilmelidir.</p>
<p><strong>Saçların aklaşması:</strong><br />
Saçların beyazlaşmasının sebebi melanin üretiminin yavaşlaması sonucu ortaya çıkar. Melaninin azalması nedeniyle pigman oluşmaz. Pigman renk verici maddedir. Melaninin azalması ile pigman yerine hava kesecikleri (oksijen kesesi) oluşur, böylece saçlar beyazlaşır. Melanin azalmasının sebebi ise vitamin-B kompleksinden biri veya bir kaçının azalması veya yetersizliği nedeniyle olur. B-Vitamini yetersizliğinin sebebi ise stres, depresyon, sinirlilik ve benzeri psikolojik rahatsızlıklar, beyaz un mamüleri, aşırı şekerli besinler ve aşırı hayvansal besinleri sayabiliriz. Hayvansal besinler yağlanmaya neden olur ve buda vitaminlerin absorbesini zorlaştırır. B-Vitamin yetersizliği önlenirse saçların beyazlaşmasıda yavaşlıyabilir. Bazı iş adamları ve kadınları işlerine aşırı konsentre olduklarından yani stresli yaşadıklarından saçların beyazlaşması doğaldır.</p>
<p><strong>Perma:</strong><br />
Perma çok çeşitli şekillerde yapılmakta ve ayrıca çokta bakım gerektirmektedir. Perma saçın iç yapısını bozar ve yeni bir yapı oluşmasına sebep olur. Saçlar sağlam bağlanmaz ve iyi bakılmzsa kırılgan ve küt bir şekil alır. Bu nedenle permayı yapan kişinin bilgi ve becerisi çok önemlidir. Uzaman olmayan kişiler tarafından yapıln perma saçların kırılgan olmasına vede uclarının çatallaşarak ayrılmasına sebep olur. Perma ve saç boyama aynı gün yapılması uygun değildir. Perma ile boyama arasında bir haftalık bir zaman olması daha uygundur.</p>
<p><strong>Perma bakımı:</strong><br />
<strong>1-)</strong> Saçları yıkadıktan sonra bakımı yapılır.<br />
<strong>2-)</strong> Saçların haftada bir kür bakımı yapılmalı<br />
<strong>3-)</strong> Doğru şampuan seçilmesi gerekir.<br />
<strong>4-)</strong> Saçlar yıkandıktan sonra fırça ile taranmalı veya büyük dişli tarakla taranmalıdır.<br />
<strong>5-)</strong> Saçları kuruturken veya kıvırırken aşırı sıcak iyi gelmez, bunun yerine hafif doğal jöle sürülebilir.</p>
<p><strong>Saçın pulsu dış yüzeyi:</strong><br />
Saçların dış yüzeyi köknar veya çam kozalağının dışındaki pullar gibi pullardan oluşur. Yani her kılın dış yüzeyi pulpul tabakalardan oluşur ve kılın içini örter ve korur. Aşırı sıcaklar, aşırı sıcak kurulama, kimyasal ilaçlar kulanma, perma ve boyama gibi etkenlerden dolayı saçın dış yüzeyini oluşturan pulsu tabaka tahrip olur. Böylece saçlar parlaklığını kaybeder ve krılgan bir hal alır. Özeliklede yaz aylarında güneş ve deniz suyuna karşı korunmak gerekir. Saçlara sürülen jöle veya saç spray ile yatılmamalı, çünkü gece saçlar kırılabilir. Akşamları saçlardaki jöle veya spray taranmalı veya yıkanmalıdır.</p>
<p><strong>Saç bakımı:</strong><br />
<strong>1-) Düzensiz saçlara:</strong><br />
Aloe vera şampoanı saçları besler. Karmaşık ve düzensiz saçlar için hamamelis suyu iyi gelir. Hamamelisin birleşimindeki flavonitler, taninler ve acı maddeler baş derisinin gözeneklerini büzerek, fazla yağ ve kepek üretimini önler. Akhuş ekstraktıda aynı şekilde etkilidir. Bu nedenle 20 ml akhuş ekstraktı, 100 ml hamamelis suyu ile karıştırıldıktan sonra buna 8-10 damla oğulotu ekstresi katılır. Bu iksir püskürtmeli bir şişeye konur ve 3 hafta süreyle sabah ve akşamları bu iksirle saçlar ovalanır. İksirin bozulmaması için buzdolabında kalması gerekir.</p>
<p><strong>2-) Tahriş olan saçlara:</strong><br />
Aloe vera şampoanı saçları korur. Sürekli değişik şampuanlar, spayler, jöle kulanma, yanlış beslenme veya bakımsızlık nedeniyle baş derisi kaşınır ve iltihaplanır. Atkuyruğuotundan 100 gram ve 15 gram kekik 500 ml kaynar suda haşlanır. Çay soğuduktan sonra süzülür ve buna 2 yemek kaşığı sirke ilave edilir. Saçlar yıkandıktan sonra bu iksirden saçlara sürülür ve saçlar ovalandıktan sonra taranır. İksirin bozulmaması için buzdolabında kalması gerekir. Kekik dezenfekte edici eterik yağlar içerir. Atkuyruğuotu ise yüksek oranda silisik asit içerir. Silisik asit başın derisindeki kandolaşımını artırır ve deri gözenekleri büzülür.</p>
<p><strong>3-) Kepeğe karşı:</strong><br />
Aloe vera şampuanı kepekleri yokeder. Baş derisi aşırı hızlı bölünerek çoğalma nedeniyle kepek oluşur. Bunu normale döndürmek için deri gözeneklerini büzücü sirke (elma-, veya üzüm sirkesi) ve kandolaşımını artırıcı biberiye eteryağı kulanılır. Bir şişe sirkenin içine 1-2 dal biberiye konur ve bir hafta bekledikten sonra kulanılır. Saçları yıkadıktan sonra biberiyeli sirke ile saçlar ovalanır. Biberiye bulunamazsa, 10-15 damla biberiye yağı 200 ml sirkeye katılır ve çalkalandıktan sonra bundan 2-3 yemek kaşığı önceden yıkanmış saçlara sürülür ve ovalanır. Kepeğe karşı ısırgan, akhuş veya biberiye şampuanları kulanılmalıdır.</p>
<p><strong>4-) Yağlı saçlara:</strong><br />
Aloe vera şampoanı yağları yokeder. Yeşil çay saçların nemini ayarlayıcıdır ve limon ise saçlardaki yağları yokedicidir. Bir yemek kaşığı yeşil çay demliğe konur ve üzerine 150 ml kaynarsu ilave edildikten sonra 10 dakika beklenir ve süzülür. Deme 50 ml limonsuyu katılır ve bu karışımla saçlar yıkanır. Saçlar başka şampuan veya sabunla yıkanmaz, öylece kurutulur. Buna haftada iki defa 3 hafta devamedilir.</p>
<p><strong>5-) Kuru saçlara: </strong><br />
Aloe vera şampoanı saçları besleyicidir. Zeytinyağı, bademyağı ve jojobayağın?dan (veya hintyağı ) 30?ar gram karıştırılır. Akşamaları saçlar bu yağdan 1-2 yemek kaşığı alınarak ovalanır ve sabahları saçlar yıkanır. Buna haftada iki defa 3-4 hafta devamedilir. Saçlarda yumşama görülürse yeniden tekrarlamaya gerek yoktur. Şayet saçların kuruluğu devam ediyorsa iki hafta bekledikten sonra aynı kür tekrarlanır.</p>
<p>Her türlü saç problemi bağırsakalrı tedavi edince düzelir, çünkü bağırsakalar besinlerdeki vitaminleri, mineraller, aminoasitler, glukozları vs besleyici maddeleri yeterince alır ve kulanabilirse saç problemi olmaz. Bunun içinde bağırsak florası çok çok önmelidir. Buda<a href="http://www.dogaltedavi.net/" target="_blank"> sarımsak,</a> ZYEpreparatları, Gökçek Tonik veya Gökçek iksiri ile tedavi edilebilir.</p>
<p>Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek İksiri</a> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek Tonik</a> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.</p>
<p>Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/sac-problemleri1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>47</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Florası</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/bagirsak-florasi/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/bagirsak-florasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 21:39:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=274</guid>
		<description><![CDATA[
Bağırsaklar alan olarak 300 -400 m2 büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilin  en 500 tur bakteri mevcuttur ve bunlar 100 tri lyon arasında yekun tutar ve insandaki hücrenin 10 katıdır. Bunlar genellikle kalın bağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin % 98&#8242;i faydalı olup yediğimiz besinlerdeki proteinleri aminoasitlere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/ba__rsak_floras_3.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-767" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="ba__rsak_floras_3" src="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/ba__rsak_floras_3-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><a href="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/bagirsa.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-769" style="border: 1px solid black; margin-top: 3px; margin-bottom: 3px;" title="bagirsa" src="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/bagirsa-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><a href="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/bagirs23.gif"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-768" style="border: 1px solid black; margin: 3px;" title="bagirs23" src="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/bagirs23-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a><a href="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/bagisak1.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-770" style="margin: 3px; border: 1px solid black;" title="bagisak1" src="http://www.gokcekaktar.com/wp-content/uploads/bagisak1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Bağırsaklar alan olarak 300 -400 m2 büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilin  en 500 tur bakteri mevcuttur ve bunlar 100 tri lyon arasında yekun tutar ve insandaki hücrenin 10 katıdır. Bunlar genellikle kalın bağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin % 98&#8242;i faydalı olup yediğimiz besinlerdeki proteinleri aminoasitlere, karbonhidratlar, disakkaritlere ve yağları yağ asitlerine dönüştürürler.</p>
<p style="text-align: left;">Örneğin proteinler 30 000-300 000 molekülden oluşur ve bunu amino asitlere (tek moleküle) enzimler veya bakteriler  aracılığı ile dönüşürler. Faydalı bakteriler bir taraftan besinleri parçalayarak moleküllere ayırırken diğer taraftan da BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Aşırı et, peynir, yumu rta ve mamulleri yiyen kişilerin sindirim organları zamanla yeterince ve kaliteli enzim salgılayamazlar ve bakterileri de görevlerini yapamayınca sindirim problemleri başlar. Faydalı bak­terilerin oranının azalması ile onların yerine patojen (hastalık yapan) bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler yerleşir ve dengeler bozulur. Kişide immün zafiyeti (bağışık sistemi), alerji, enfeksiyona karşı dayanıksızlık, iltihaplı hastalıklar vb. rahatsızlıklar ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Probiyotikler:</strong> Bağırsak mukazasını (bağırs ak duvarını ) zararlı maddelerden korur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Yiyeceklerin hazmını kolaylaştırır, Mantarların ve bakterilerin üretmiş olduğu toksik maddelerin kana geçmesini engeller. minin % 85&#8242;i bağırsaklardadır, lenf sistemini güçlendirirerek koku şmayı önler.</p>
<p style="text-align: left;">- Bağışıklık sistemini güçlendirmek. Kronik iltihaplı hastalıkların oluşmasını önler. İshali kabızlık, şişkinlik ve gaz oluşumunu önler. Matar ve bakterilerin üretiği toksik madeler başağrısı, migren, depresyon, panik atak gbi rahatsızlılara sebep olur, propbiyotikler bunu önler. Yaşlanmayı ve hatta kanser gibi ağır hastalıkları önler. Lenf siste</p>
<p style="text-align: left;">Kalın bağırsaklarda 500 tür ve miktar olarak 100 trilyon civarında  ve de ağırlık olarak takriben 1,5 kg bakteri ve mantar bulunur. Bakterilerin bir kısmi fecesle (dışkı ) ile dışarı atılır ve bu yolla dışarı atılan bakteri oranı bir yılda 70 kg.ı bulur. Bakteriler protein artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (bakteroides, proteus, E. coli, ve clostrium gibi) ve karbonhidrat artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (Bifidobakterium, laktobacillus ve streptokokçu faecalis gibi) arasında bir denge vardır. Faydalı bakterilere probiyotikler denir. Gökçek İksir ve Gökçek Tonik pr obiyotiklerin çoğalmasını sağlar. Zararlı bakteri ve mantarları yokeder.</p>
<p style="text-align: left;">Antibiyotik ilaçlar, konserveli besinler, hazır yiyecekler (hamburger , Cheesburger vb.) asitli içecekler, (cola, fanta vb.) aşırı hayvansal besin, siyah çay ve kahve faydalı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur. Böylece zamanla E. coli, enterokokken ve clostridin gibi bakte­rilerin oranı aşırı artar. Buda başta alerji olmak üzere birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Manchester mikrobiyolojik araştırmalar merkezinden Dr. M. Moradı10 alerjik rahatsızlıkları olan ve 10 alerjik rahatsızlıklar olmaya bir yasındaki bebekler üzerinde araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda alerjik rahatsızlıkları olanların kalın bağırsaklarında yüksek oranda clostridium difficile tespit edilmiş ve bu bakterinin de igG oranını yükselttiği görülmüştür.</p>
<p style="text-align: left;">Berlin Postam&#8217;dan Dr. Habil Jurgen Schulz bağırs ak florasının bebeklerin doğduktan sonra anne sütü, inek sütü veya mama ile beslenmelerine göre şekillendiğini tespit etmiştir. Buna göre anne sütü ile beslenen çocukların bağırsak içeriğinin pH-Değeri 3,5-5 arasında ve mama ile beslenenler de ise pH- Değerinin 7 veya hafif üzerinde olduğunu tespit etmiştir.Sindirim organları günde ortalama 7 -8 litre salgı (enzimler, hormonlar, vitaminler, asitler ve alkalik maddeler) üretir. En ideal enzim pH-Değerinin 4,5-6,5 arasında olması halinde salgılanır.</p>
<p style="text-align: left;">PH-Değerinin nötre,  yani 7&#8242;ye yakın olması halinde enzimin kalitesi %70&#8242;lere vara oranda düşer. Buda kişinin yediklerini sindirmeden çıkarması demektir, yani besinlerdeki vitaminler, mineraller, aminoasitler, yağ asitleri ve glikozlardan yeterince istifade edemez. Bağırsaklardaki pH-Değerini nötrlü bir ortamda seyri halinde proteinler aminoasit yerine biyojen aminlere dönüşürler ve bunlardan özellikle de histamin alerjiye sebep olur. İkinci olarak Amonyum (NH4+) yerine Amonyak (NH3) oluşur. Amonyak nötr olduğundan kolayca  kana karışır, bu ise hücreler için bir zehirdir.</p>
<p style="text-align: left;">Üçüncü olarak faydalı bakterilerin yeterince B-V itaminleri üretememesi nedeniyle Homocystein elimine edilemez, bu ise oldukça tehlikeli maddedir. Homocystein LDL-Kolesterolünü oksitler ve yabancılaşan kolesterolü makrofaj yiyerek süngersi artık maddeler oluşur ve bu da damarların iç yüzeyine yığılarak damar sertliğine sebep olur. Bu da ilerleyen süreç içinde başta beyin kanaması ve kalp enfarktüsüne sebep olur (OMZ 3.03.4). Dördüncü olarak bağırsaklarda faydalı bakterile­rin antibiyotik ilaçlar nedeniyle azalmasından dolayı onun yerine tehlikeli mantarlar çoğalır ve artan mantarlar zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretirler ve bunların karaciğer tarafından arıtılması Sindirim organlarını yorar ve asli görevini yapamayan sindirim organları yıpranır.</p>
<p style="text-align: left;">Beşinci olarak bağırsak florasının bozulması zamanla pankreas, karaciğer, mide ve bağırsakların ürettiği enzimin kalitesinin düşmesi nedeniyle kişide yağ-, protein- ve karbon hazımsızlığı nedeniyle kişide yağlanma, şişmanlık, damar sertliği ve alerji gibi hastalıklar ortaya çıkar. Ayrıca bağırsak florasının bozulmasına dişeti iltihaplanması, lef bezelerinin iltihaplanması, alkol, sigara, aşırı kahve ve aşırı siyah çay içmede sebep olur.</p>
<p style="text-align: left;">Akut pankreatitte bağırsaklar 30.000 Daltona varan orandaki büyük moleküllerin dahi geçmesi için kanalları büyütür. Enzimlerin kalitesi düştüğünden besinleri tam sindirilmez ve bu nedenle bağırsaklar geçişleri kolaylaştırmak için kanalları (virüsler) genişletir. Böylece tam sindirilmemiş besin maddeleri absorbe edilir ve bu alerjiye sebep olur. şayet kana sadece besin maddeleri geçmez aynı zamanda Candida albicans isimli maya mantarı da kana geçerse ve bu kan dolaşımın iflası ve yani ölüm demektir.</p>
<p style="text-align: left;">Altıncı olarak Bir diğer önemli faktör ise Midenin ağır katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çicolata, kek vb.) ve soft içecekler (cola, fanta vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mide İLTİHAPLANMASI, mide mukozası İLTİHAPLANMASI) oluşur. Bu nedenle Mide yeterince intrinsic faktörü (sialinasitli glukoprotein) salgılayamaz. İntrinsic faktörü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasıl ki diyabet hastalan için ensülin önemli ise besinlerin sindirilmesi için de intrinsic faktörü o kadar önemlidir. intrinsic faktörünün yetersizliği vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olur. Neticede birçok hastalık ortaya çıkar ve bun­lardan bazıları: Alerji, deri hastalıkları, sindirim organlarındaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722) Bağırsak florasının ideal şekilde olabilmesi için Gökçek İksiri, Gökçek Tonik veya ZYE iyi gelir ve birazda keten, çörek, elma ve limon preparatlarının faydası vardır.</p>
<p style="text-align: left;">Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek İksiri</a> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek Tonik</a> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.</p>
<p style="text-align: left;">Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/bagirsak-florasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>23</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tıp Mafyası</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/tip-mafyasi/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/tip-mafyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 20:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Tıp Mafyası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=261</guid>
		<description><![CDATA[
Tıp Mafyası
Yazar ABD, Fransa ve Kanada da tıp eğitimi gördükten sonra bu ülkelerde 25 yıl doktorluk yapmış ve gördüğü yanlışları kaleme almıştır. Eserin İngilizcisi The Medical Mafia ve Almancasın: Die Medizin Mafia adı ile yayınlanmıştır.
Yazar: Ghislaine Saint-Pierre Lanctot
Yazarın Kitabı hakkında söyledikleri:
Sevdalıyım: Sınırsız Sağlığa. Bu hayali gerçekleştirmek için Tıp okudum. Yıllarca doğru yolda olduğuma inandım. Gerçekler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;"><a href="http://www.alternatif-tip.net/sayfalar/tipmaf3.jpg"><img style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/sayfalar/tipmaf3.jpg" border="0" alt="" width="150" height="226" align="right" /></a>Tıp Mafyası</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Yazar ABD, Fransa ve Kanada da tıp eğitimi gördükten sonra bu ülkelerde 25 yıl doktorluk yapmış ve gördüğü yanlışları kaleme almıştır. Eserin İngilizcisi The Medical Mafia ve Almancasın: Die Medizin Mafia adı ile yayınlanmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Yazar: Ghislaine Saint-Pierre Lanctot</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Yazarın Kitabı hakkında söyledikleri:</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Sevdalıyım: Sınırsız Sağlığa. Bu hayali gerçekleştirmek için Tıp okudum. Yıllarca doğru yolda olduğuma inandım. Gerçekler ise, tamamen çok farklı  idi. Düşünceler, Duygular ve Hisler, jm görülmeyen ve hissedilmeyen muhalefet beni düzenli bilimsel çalışmalarımda sinirlendiriyordu.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bunun üzerine ben başka bir yola, yani Alternatif Tıp’a ve Dogaltedaviye yönlendim, o sağlığı tamamen kapsayan başka çözüm yolları sunuyordu. Bu aroma sırasında bir çok ülkede çok faydalı imkanlar keşfettim..</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Fakat buna rağmen insanlar acı çekiyorlar ve ölüyorlar. NEDEN?<br />
-Neden sürekli sağlık  alanında  kötüye gidiyoruz?<br />
-Neden sağlık  sistemi bu kadar çok pahalı ?<br />
-Neden hala bunda ısrar ediliyor, herkes bundan şikayetçi olduğu halde?<br />
-Kime faydası var bunun?<br />
Fazla bilmeden, kime müracaat edeceğimi bilmeden, kendi içime döndüm: Sinirsiz sağlık  beni orada bekliyor!</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Cadı Çekici: Engizisyon (Katolik Kilisesi Mahkemesi): 1257-1816 yılları arasında 9 milyon insan (Cadılık yaptıkları gerekçesi ile keyfi olarak yargılamış ve dinden çıktıkları gerekçesi ile günlerce süren işkenceden sonra yakmışlardır. Kilise elinde tuttuğu imtiyazlar ve imkanları korumak için tek tedavi edici ve her şeyi bilen maka olarak bu uygulamaları yapmıştır. Bu sistem kilise ve imtiyazlıları korumak ve kollamak için kurulmuş ve sadece fakir halka karşı ve kendi fikirlerine ters düşenler karşı uygulanmıştır. Bu konuda geniş bilgi Malleus Maleficarum da (Hexenhammer) bulabilirsiniz. (D.M.M.35)</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Flexner Raporu: Amerika Tıp Birliği (Amerikanische Medical Association) ve Amerika Tıp Akademiler Birliği (Association of Medical Colleges) 1910-1925 yıllarında yaptıkları çalışmalarla Alternatif Tip’i dışlamışlardır. O zaman ABD’de mevcut olan 650 Tıp Fakültesinden 600′unü kapatmışlar ve öğrencilerin sayısını  7500′de 2500′e indirmişler ve tam kontrollü eğitime geçmişlerdir. (D.M.M.36)</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Alma Ata Konferansı: Dünya sağlık  Örgütü 1977′de Alma Ata da konferansta Uluslar arası Tıp Kuralları ve Kriterlerini sunarak bütün dünyada hükümranlığını ilan etmiştir. Dünya sağlık  Örgütü dünyanın sağlık  bakanlığıdır ve gizli hükümetse bunun arkasındaki gizli hükümetse Rakefeller ve diğer süper holdinglerdir. (D.M.M.37)</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Fiyat ne? ABD’de 1993de sağlık  sektörü kişi başına$ 3000 iken bugün $ 5 500 ulaşmıştır. Yani bütçeden 1.500.000.000.000.000 US $, yani 1,5 trilyon dolar demektir. Bununla 100 milyon araba alınabilir. 10 milyon ev yapılabilir veya 1,5 milyon insana 1 milyon dolar dağıtılabilir. Türkiye’de kanserli bir hastanın aylık tedavisi 30 yıl önce 30 dolar ilken bugün 30 000 dolar olmuştur. Paralar kimin cebine gidiyor? (D.M.M.38)</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Dr. med. Mag. Theol. Ryke Geerd HAMMER diyor ki: <a href="http://www.neue-medizin.de/assets/applets/Die">http://www.neue-medizin.de/assets/applets/Die</a> Medizin Mafia.pdf<br />
ORTODOKS TIP(OKUL TIBBI) İLMİ DEĞİLDİR:</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ortodoks Tıp, hüküm sürdürmek için, dogmatik (Dogmatist:Araştırmadan ziyade itiraz edilmeksizin kabul edilen kati prensiplere dayalı eski tıp öğretilerinden biri) bir sistem geliştirmiştir. Ve herkes öğretiye uymak zorundadır.<br />
1-) Tıp öğrencilerinin bilim gücü ve sadakat ve kor bir tabilik hedefi ve Ortodoks tip’in idealleşmesi gibi hedefler seçilir.<br />
2-) Üniversite eğitimi, tıp eğitimi, bilimin somut (elle tutulur, gözle görülür) olması gerektiği öğretilir ve soyut olanların  inkar edilmesi üzerine dayatılmıştır.<br />
3-) Devlet Ortodoks tıp muayene hanelerini kurulmasını zorunlu kılıyor. Yani bir bilimsel ispatla mecbur kılma. Bunun haricinde başka metotların, özellikle Alternatif Tıp’ı yasaklanmasıdır.<br />
4-) 1978 Yılmada yapılan Ortodoks Tıp tarafından yapılan büyük araştırmalarda (Euro des Technology Assessment eine gosse Studie zur Schulmedizin) Ortodoks Tıp’ta kullanılan Tedavi metotlarının % 80-90 oranında klinik kontrolünden geçmemiş yöntemler kullanılmaktadır.<br />
5-) 1985 Yılmada Milli Bilim Akademisi (National Academy of Science) tarafından yapılan bir araştırmada aynı şekilde Ortodoks Tıp’ta kullanılan tedavi metotlarının % 80-90 oranında klinik kontrolünden geçmemiş yöntemler olduğu tespit edilmiştir. Bundan da Ortodoks Tıp tarafından kullanılan tedavi metotlarının ilmi, bir temele dayanmamaktadır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ortodoks Tıp bir inanç sistemidir.<br />
1-) Ya inanırsınız doğru yolda olduğunuza<br />
2-) Veya inanmazsınız ve sizi Zındık (Ketzer) ilan ederler.<br />
Bu aynı bir din gibi, despot (diktatör) bir doktrin size sunulur ve koru körüne buna boyun eğmeniz istenir. Her inanç sisteminde, sisteme uymayan nasıl ki kafir (Ketzer) ilan edilir (Bilindiği gibi eskiden Hıristiyanlığa karşı ters görüşleri olanlar aforoz edilir ve işkencelerle öldürülürdü). Bu sisteme inanmayan Doktor hakkında dava a9ilir ve kanunsuz muayene ettiği iddia edilir. Her halükarda, netice aynıdır, karşı koyanlar, baskı altına alınır, Böylece imtiyazlılar imtiyazlarını korurlar.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ortodoks Tıp Hasta Yapar</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ortodoks Tıp:İatrogenik (Hekimin tedavi ve müdahalesi ile meydana gelen; her hangi bir hastalık veya bozukluğun doğan patolojik durum) Hastalıklar ortaya çıkar. Bu konuda Ivan illich’in yazdığı /’Medical Nemesis” isimli kitapta çok kısa ve özlü anlatılmaktadır.<br />
1-) Klinikte: Hastalığa doktorlar sebep olur.<br />
2-) Sosyal: Hastalar tıbbi makineler kompleksi tarafından üretilir.<br />
3-) Kültürel: Stres hastalıkları, hastanın yaşam zevkini alır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">İş adamlarının kazanç; listesinde Ortodoks tıp başta gelir:<br />
1-) Finansörler tarafından yaratılan Ortodoks tıp, Rockefeller ve Carnegie Vakıfları tarafından finanse edilmiştir.<br />
2-) Abraham Flexner Rockefeller vakfının sekreteriydi ve Vakfın aldığı kararları uygulamakla yetkili şahıstı.<br />
3-) Alma Ata da yapılan”Dünya Sağlık  Bakanlığı” toplantısı Dünya bankası ve Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmiştir.<br />
4-) Bütün bu yöndeki Vakıflar Ortodoks tıbbi desteklemektedir.<br />
5-) Finansörler ülkeleri kontrol ederler ve kanunların kendilerine uygun çıkmasını sağlarlar.<br />
6-) Finansörler sosyal haksızlıklar, fakirlik ve hastalıkların sebebidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Cezalandırma ve Muhalefet: Devlete mevcut düzenine karşı çıkanlar çok sert tedbirlerle cezalandırmışlardır. Bu Tıpta da böyle olmuştur. Hastalarına başka tedavi yöntemleri öneren ve uygulayan Doktorlar çok sert şekilde cezalandırılmışlardır.<br />
1-) İnsanlar yardim edenler cezalandırmışlardır.<br />
2-) Hastalanın isteklerini dikkatte alanlar cezalandırılır.<br />
3-) Komplikasyonsuz basit metotları tercih edenler cezalandırılır.<br />
4-) Hastalanın sağlığını düzeltenler cezalandırılır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Kim Cezalandırıyor? Tıp Mafyası devletin bütün kurumlan ile birlikte çalışıyor. Bir defa ellerine düştü mü kurtulamazsınız. Dr. Ziya Özer isimli bir doktor vardı zakkum’dan kansere karşı ilaç, buldum, diye, ne oldu? Basın, polis, etkili ve yetkili tıp,çevreleri, bakanlar, hukuki müesseseler her bir taraftan üzerine yürüyünce ne bulduğunu da anlamadan adam kayıp oldu.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Neden Cezalandırıyorlar: Bu çevreler, uluslararası holdinglerin menfaatlerini savunuyorlar onun içindir tabi. Aşılar, ilaçlar, tıp araç ve gereçlerini kime satacaklar. Satışı artırmak için hastalık teşvik edilmektedir. Tıp Mafyasına karşı gelmek demek, bir daha bu alanda konuşamama demektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Nasıl cezalandırıyorlar:aynı ortaçağda Engizisyon (Katolik Kilisesi Mahkemesi) mahkemelinde yaptıkları gibi. cadı avına çıkılıyor. Kurban ne kadar erken pes ederse işkencede o kadar erken bitiyor.<br />
1-) Kurbanı avlıyorlar (Dr. Ziya Özer)<br />
2-) Mülkü ve haklan gasp edilir.<br />
3-) İşkence yapılır ve kurban edilir. (Medya günlerce aleyhinde kampanya sürdürür ve yetkili ve etkili kişiler unvanını alır. Malum çevreler adına) Kurbanı Avlama</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">1-) Korku, sessiz tehdit: Bu seçilmiş silahtır, karşı koymayı önlemek için. Bunu sadece bilmemiz gerekir, devlete karşı gelindiğinde, bize neler olabileceğini ve başkalarına neler olduğunu görmemiz için. Düşünürsünüz doktorunuzun ne kadar cesaretli ve güçlü olduğunu? Onlarda sizin gibi insandır ve başkacada bir özelikleri yoktur. Ben çok yukarılarda doktorlar gördüm ve onlar şeflerinin önünde yerlerde adeta sürünürler. Bir Unvan veya bir diploma beraberinde otomatikman cesareti de birlikte getirir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">2-) Gözünü Korkutarak Tehdit etme: Devlet gizli dünyalar ve güçler için operasyon yapar. Mektup yazılır ve bunun içinde Doktor suçlanır ve de tehdit edilir. Hedef kurbanı küçültmek ve suçlamak ve aşağılamaktır. Kurban gelecekte kendini nelerin beklediğini bilmemektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">3-) Kötü niyetle zorluklar çıkarma ve Tehdit: Kurban vazgeçmemişse, art niyetli zorluklar çıkarılır ve hizaya getirilmeye çalışılır. Bu basit uyanlardan tehditkar yazışmalara kadar gidebilir. Bir komisyondan diğerine sürekli sürülürsünüz. Bir Mahkemeden diğerine koşturmak zorunda bırakılırsınız. Kurallara uymalısınız aksi halde yolla getirilirsiniz. Bu tekniğin amacı sizi hem fidansal, hem ahlaki ve de hem de fiziki olarak c.6kertmektir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">4-) Alay, atasözün de olduğu gibi öldürücüdür. Devlet bunu bilir ve çekinmeden, kendi çıkarları için kullanırlar. Bir tedavi yöntemi ile alay edilir, bu bir cümle, basit bir hareket veya bir kişinin fiziki karakteri bütün değerlerini  yıkmak için yeterlidir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">5-) şüphe, ona inancı yıkmak için yeterlidir. Bu çok olağan bir hiledir, insanları karar verme gücünü elinden alma ve sağlıklı düşünmelerini önlenir, şayet biri ile konuşursanız, hemen karşı çıkarlar. Çünkü propagandanın etkisindedirler. Bir yalanı söylendiğinde, insanlar kendi fikirlerini kaybederler ve devletin düşüncelerini otomatik Kabul ederler.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">6-) şaşırtma manevrası yanılgıların yayılmasına neden olur. Buda sıkça kullanılan normal bir silahtır, kurbanı şaşırtmak için. Bu devlete karşı olan dikkatleri çevirmede önemlidir. Örneğin bir gerçektir ki doktorlar sigortadan fazla para alabilmek için bir yığın formül doldururlar. (ABD ve AB ülkelerinde) Sanki dosyalan doldurmak hastanın sağlığına bir faydası mi oluyor ki.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">7-) Mühürlemek ve Böylece hür düşünceyi önleme. Mühürlemek (kara çalmak) en çok kullanılan yöntemdir, şayet bile tıp adamı mevcut sisteme karşı  ise hemen cezalandırılır ve şarlatan damgası yer. şarlatan kelimesini duyunca insanlar adeta donarlar. İnsanların düşünmesi Böylece büyük bir midyenin kapanması gibi insanında düşünmesi fakir üretmesi önlenir. insanlar artık bu konuda bir şey duymak istemezler. Aslında istenende budur ve Böylece karalama hedefine ulaşır. Böylece insanların değerli ve çok önemli bilgi edinmeleri 6nlenmiş olur. Bu batıda böyle ise Türkiye’de nasıl? Zira ilaç sektörü bir kaç holdingin kontrolünde ve bunlarda malum çevrelerin taşeronlarıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;"><img class="wp-smiley" src="http://www.bitkiseltedavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" alt="8-)" /> iftira ve karalama en önemli silahlarıdır. Cezalandırma yöntemlerinden en önemlisi iftira ve karalamadır. Tıp Mafyasının tamamı alarma geçer ve her yönden saldırırlar. Acil durumlarda her yöntemle kurban tamamen yok edilir. çok azı bu cezalandırmaya karşı mücadele edebilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Seks veya finans skandalı ana silahtır. Bu aşağıdan yukarı doğru yavaş yavaş bir komplo şeklinde düzenlenir ve yürütülür. Bu dürüst insanları şoka uğratır ve namuslu insanları karıştırır. Karşı koyanlar yok edilir veya ezilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Irkçılıkla suçlamakta çok önemlidir ve Kitaplar, Konferanslar, Kurslar ve benzeri faaliyetlerine sansür getirilir. Bununla ilgili organizasyon ADL (Anti-Diffamation League), yani iftira birliğine karşıtı, bu hareket herkesi susturur. Irkçılık suçlaması istenilmeyen herkese karşı kullanılır, insanlar aşırı sağ göstererek onların korkunç olduğunu yayarlar.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Herhangi bir tarikata mensup olduğunu yaymak ve suçlamakta büyük bir silahtır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">KURBANIN HAKLARINA VE MALVARLIĞINA EL KONUR.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">9-) Örneğin en yaygın olarak doktorların muayene etme haklan ellerinden alınır. Ya tamamen veya geçici olarak muayene etme yetkileri alınır.” Özgürlük hakkı” Kurban hapse atılır. Bunun için bütün güçler harekete geçirilir. Polis tarafından tutuklama, aranma, yargılanma, basında karalama ve hapis.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Hani suçlamalar, kime yapılıyorsa ona göre değişir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">—Suçlanan doktorsa, ilmi olarak ispat edilmemiş bir yöntemi denediği için  suçlanır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">—Terapist ise kanunsuz muayene yaptığı iddia edilir ve tıbbi olmayan yöntem kullandığı iddia edilir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">10-) Malvarlığına el koyma: Mali olarak da cezalandırılabilir, aniden defterdarlıktan gelen ve eski hesaplan karıştıran memurlar Kurbana yüklü cezalar uygular. Aynı zamanda sigortadan gelen yetkili kişilerde aynı şekilde borçlu ve suçlu çıkarır. Bunlar tabi kişiye büyük maddi külfetler getirir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">GANİMETE İŞKENCE EDİLİR VE NİHAYET KURBAN EDİLİR</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">11-) şiddetle inançlarından vazgeçmeyen tıbbiyelilere, çok daha ağır yöntemler uygulanır. Örneğin ABD’li ilim adamı araştırmacı, immuoloji doktoru Laboratuarında yaptığı araştırmalarda AIDS ‘e HlV-Virüsünün sebep olmadığını yaptığı araştırmalarda tespit edince Araştırma parası kesilmiş, raporu tahrip edilmiş, ürettiği ürünlerin satılmasına yasak gelmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">12-) Onları son olarak susturmak: Canlı veya ölü ganimet torbaya tıkılır. Onlar uzun süre£ok uluslararası sermayenin önünde artık engel olamazlar. Ganimet bitkindir, şayet hala vazgeçmiyorsa merhamet teması vurulur. Yetkililer sıradan çıkanları hizaya getirmekle görevlidir. Afyon savaşlarını hatırlayacak olursanız bunu da aynı zihniyet (çıkarmıştı kendi droglarını garantilemek için. Bugün dogların satışı sorunu var. Bu artık legalleşmiş ve az öldürücü olmuştur. Ve büyük kazançlar garantilenmiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">GERÇEKLERI GÖRMEZLİKTEN GELMEYİN<br />
1-) Bizim iyiliğimizi isteyenler şarlatanlıkla suçlanmaktadır.<br />
2-) Gerçek Şarlatanlar sağlık Mafyasıdır, özgürlük ve varlık  içinde hayatın tadını çıkarmaktadırlar.<br />
3-) Hastaları endişeden düşünen yok, Doktorlar, Gazeteciler ve Hakimler bizi fakirleştiriyorlar ve öldürüyorlar.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bu Metnin yazarı Dr. med. Mag. Theol. Ryke Geerd HAMMER (<a href="http://www.neue-medizin.de/assets/applets/Die">http://www.neue-medizin.de/assets/applets/Die</a> Medizin Mafia.pdf ) başımdan geçenleri incelemiş ve kendisi ile ilgisi olmadığını sistemin böyle olduğunu tespit etmiştir ve bu metni ele almıştır. İsteyen metnin Almancasına bakabilir. Sadece kolesterol düşürücü ilaçların cirosu Türkiye’nin bütçesinin birkaç kati olduğunu düşünürsek için önemi anlaşılır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Kimyasal ilaçlar: ABD’de 700 000, Almanya’da 25 000 ve İngiltere’de 30 000 kişinin yılda kimyasal ilaçlardan öldüğü bilinmektedir (Hans Weiss 3*taglich isimli kitabi). Türkiye’de mutlaka daha fazladır, ama bu konulan kim araştıracak.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Almanya’da insanlar doktora gittiklerinde mutlaka doğal ilaç isterler ve mümkün oldukça kimyasal ilaçlardan kaçarlar. Kimyasal ilaçlardan bazılarının yan tesirleri hakkında tehlikeli maddelerde yer verdim.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Araştırmalar:</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Star TV de işin uzmanı olmayan kişiler tarafından yapılan tartışma nedeniyle bu konuya yeniden dönmek zorunda kaldım. Kadir Çelik _her konuda biz ABD ve Avrupa’yı örnek alıyoruz.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bu konuda onlar bizi örnek alacaklar diyor, keşke öyle olsaydı. Adamlar kalınbağırsak kanseri olan 764 343 hasta üzerinde araştırma yapıyorlar ve kanserin sağlıksız beslenmeden olduğunu ispatlıyorlar.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Dünyanın en ciddi ve büyük Üniversitelerinde yapılan araştırmalarda ise Aloe Vera nın faydası ispatlanıyor. Türkiye’de ilim adamı olmak, konunun uzman olmak önemli değil, yeter ki prof, olun artık her konuda konuşabilirsiniz.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Aloe Vera jeli Dünyanın 200 ülkesinde satılıyor, problem olmuyor, yan tesiri görülmüyor, ama Türkiye de yasaklanıyor. Bundan da bizdeki ilaç mafyasının ne kadar güçlü olduğu anlaşılıyor medya, etkili ve yetkili ^evreler. Geniş bilgi için aloeverabu ve tehlikeli maddelere bak.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Gözlemlerim</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Kemer Kancası:<br />
Muhammed Samili uyandırmamak için lambayı yakmak istemedim ve kemerin üstüne basmışım oda çivi gibi ayağıma battı. Doktora gittim, insanlar 15-20 yıldır aynı rahatsızlıklardan dolayı doktora geliyorlar ve doktoru aynı ilaçları yazıp gönderiyor. 15-20 yıldır Romatizma tedavisi için ödenen parayı düşünün ve birde bu insanların çektiği acıyı. Oysa romatizmanın her türünün tedavi edilebileceğini Prof Dr. Cubrinski binlerce hastası üzerinde yaptığı tedavi denemesi ile ispatlamıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Nine:<br />
Ninenin doktoru 20 yıl boyunca böbrek iltihaplanmasına karşı aynı ilacı yazmış.”Halbuki en fazla 3 ay yazılabilir”. Kadıncağızda bronşit, tansiyon anormallikleri, ödem, romatizma, kalp rahatsızlıkları, kanın yapısının bozulması vb., 15-20 hastalık ortaya çıkmış. Nine aileme “doktorumun yazdığı ilaçlar bana iyi gelmiyor” diye şikayette bulununca ailemde ona benden bahsetmiş. Oda bana bir çare bulsun demiş. Sabahları kalkınca romatizmadan hareket edemeyen ve ekmeğine yağ dahi sürmek için parmaklarını oynatamaz hale gelmişti.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ona gönderdiğim bitkisel ilaçla kadıncağız 40-50 günde romatizmayı atlattı. Sonra diğer rahatsızlıklarını tek tek sırası ile iyileştirdik. Elhamdülillah. Bir gün doktoru aniden ziyarete gelmiş ve bitkisel ilaçları saklayamamış. Doktoru bunlar ne diye sorunca, ona sen beni 20 sene hastalandırdın benim gerçek doktorum beni 6 ayda iyileştirdi demiş ve doktoru fırçalamış..</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">KBB Doktoru:<br />
Kimya mühendisliği eğitimini bıraktıktan sonra çalışmak için Frankfurt’a geldim. Ev ilanlarına bakıp telefon ediyorum, gelin görüşelim diyorlar, gidiyorum. Ya kibarca ev verildi diyorlar veya açıkça Türklere ev yok diyorlardı. 6 ay ailem ve gocuklar kayınvalidede kaldı bende derneğin kütüphanesinde bir çekyatla idare ettim. Sonra Simons isimli bir Yahudi 2. Dünya savaşında almanlar can derdinde iken Frankfurt Şehrinin göbeğindeki Apartmanları çok ucuza kapmış. O benim sana bir evim var dedi. Bir ev dediği aslında bir oda, eşyanın 1/3 sığamadı. O gün romanlara gün doğdu benim eşyalar gitti. Haliyle yerde yatıyorduk ve firmadan ev kiralayana kadar 6 ay böyle idare ettik.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ama bende kulak ağrıları başladı. KBB doktoruna gittim, mantar dedi aylarca verdiği ilaçları kullandım. Sonbaharda ağrılar yeniden başladı. Başka KBB doktoruna gittim, ekzem dedi ve yazdığı ilaçları kullandım ve bir kaç ay sonra yeniden rahatsızlandım. Başka KBB doktoruna gittim, sinirler buzulmuş sürekli atkı taşıyacaksın ve kulağını temizlemeyeceksin, o zaman kulak hassaslaşıyor dedi. Dediğini yaptık, fakat ağrılar yeniden başladı.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Aynı şekilde oğlumda da kulak ağrısı vardı ve çocuğu da sürekli doktora götürüyorduk ve tavsiyelerin hiçbiri fayda vermiyordu. 7. Çocuk doktoru orta kulaktan boğaza bir kanal açılır bu kanalda tıkanma olursa rahatsızlık olur ağrı verir dedi ve bize nane yağı, okaliptüs yağı ve terpentin karışımından oluşan bir krem tavsiye etti. Bunu kulağının arkasına ve çene altına sürdük. Çocuk iyileşti, aynısını kendimde denedim bende iyileştim. O günden beri çok şükür ne benim, nede oğlumun kulağı ağrır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ürolog<br />
Sürekli buzhane gibi büyük buzdolabına girip çıktığımızdan, böbrekleri üşüttüm. Üroloji doktoruna gittim. Muayeneden sonra tahlil sonuçları gelene kadar ilaç yazamam dedi. Bende çok ağrıyor ne yapayım dedim, çekeceksin dedi. Eczaneye gidip, altın başak otu, ısırgan otu, ardıç kozalağı, atkuyruğu otu ve akhuş yaprağı alıp karıştırdım ve içtim. 2-3 ay sonra rahatsızlıklarım geçti.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Doktora gittim, rahatsızlığımın sebebi nedir diye, böbreklerini üşütmüşsün dedi ve ilaç. yazmak istedi. Gerek yok artık ağrımıyor, çünkü şu şu bitkileri karıştırıp  çayını içtim dedim. Doktor çok tehlikeli olabilirdi neden beni dinlemeden kendi başına böyle şeyler yapıyorsun dedi. Bende ona fitoterapi de biraz bahsedince sinirlendi ve ben mi doktorum sen mi diyerek konuştu ve çık git dedi.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Ben:<br />
Dişimi çektirdim ve doktor bana bir kaç gün penisilin hapı almam gerektiğini söyledi. Ve mutlaka bunu almalısın dedi ve bende bunu aldım. İki gün sonra midem ağrımaya başladı midemde yara yapmıştı aylarca mide ağrısı çektim ve hiçbir ilaç fayda vermedi. Ve tarçın kabuğu çayı içerek rahatsızlığım azaldı.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Hacı Mehmet Emmi:<br />
Sabahleyin işe gelmişti ve hemen tartışmaya başladı ne olduğunu sorduğumda bilmiyorum dedi. Ben renginin çok solmuş olduğunu söyledim. Oda dün akşam başım ağrıyordu aspirin aldım dedi. Hemen doktor gitmesini söyledim, belki mide kanaması geçiriyorsun dedim. Gerçektende muayeneye gittiğinde doktoru 2-3 saat daha geç kalsaydın hayati tehlike olabilir demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bacanak:<br />
Bacanağım memleketine gittiğinde bir rahatsızlık nedeniyle penisilin iğnesi yapmışlar. Ve bacanak komaya girmiş hemen doktora götürmüşler ve doktoru 15 dakika geç gelseydin, senin için çok geç kalmış olurdu demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Muhammed şamil larenjitten (gırtlak iltihaplanması) dolayı nefes alamıyor. Üniversitenin (çocuk kliniğinde çocuğa enhelasyon yapmamız gerek dediler. (çocuğu hastaneye yatırmayacaklarmış, çünkü yapacak bir şeyleri olmadığını söylediler ve tuzlu su ile enhelasyondan başka bir çaresi yok dediler. Bende evde tuz da su da var o zaman ben burada daha fazla beklemeyim diyerek çocuğu eve götürdüm. Ben onu hepar sulfurisle tedavi ettim, bu ürün 200 yıldır homeopatide psodokrupa karşı basan ile kullanılır ve tek çaresi de budur.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Arkadaşın:<br />
Yüzünde 2 cm büyüklüğünde çıban çıkmış ve doktorların verdiği hiçbir ilacın faydası olmamıştı. Ona Aloe Vera kremi tavsiye ettim ve birkaç gün sonra hiçbir şeyi kalmadı.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bir Bayan:<br />
Bademcikleri şişen bir bayana doktoru antibiyotik ilaçlar yazmıştı. Bu bayanda daha önce hiç görülmeyen sürekli şişkinlik ve bu şişkinlik nedeniyle karnı şişen bayanın akciğerleri de sıkıştığından ve akciğerler de kalbi sıkıştırdığından kalbi sıkışmaya başlamıştı. Bana doktorlarım aylardır uğraşıyorlar tedavi edemiyorlar ne tavsiye edersin dedi. Bunun bozulan bağırsak florası nedeniyle olduğunu tedavisinin Aloe Vera jeli ile mümkün olduğunu söyledim. Ve 2-3 ay içinde yeniden iyileşmişti.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bir Alman Bayan:<br />
Kadıncağız tam 3 haftadır kabızlık ?ekiyor ve doktorlar lavmandan başka çare yok diyorlar. Ben ona sinameki çayı ve bir şurup gönderdim. Kadın hemen 20 dakika sonra rahatlamış.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">İş Arkadaşı:<br />
Yıllardır çektiği romatizmadan kurtulamamış üstelik doktorların verdiği ilaçlar mide rahatsızlıklarına da sebep olmuştu.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bir Tanıdık:<br />
Aldığı Lipid ilacı nedeniyle oturağındaki yağlar ve hatta kaslar belirmiş, adamcağız poposunun üstüne dahi oturamıyordu, fakat lipidi yinede düzelmemişti. Ben ona Antalya’da yasıyorsun zeytin yaprağı çayı i? ve sarımsak ye bu ilaçlara boşu boşuna para verme dedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Bir Bayan:<br />
Menopoz devresine giren bayana doktorlar yumurtalığın mutlaka alınması gerekir iltihaplanmış. demişler ve ameliyattan sonra hormon anormallikleri kadıncağızı canından bezdirmişti ve 6′lmek istiyordu. Ben ona kadın kökü damlaması tavsiye ettim ve problem! kalmadı.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">İtalya:<br />
İtalya’da yapılan rahim ve yumurtalık ameliyatlarının % 83 oranında gereksiz yere yapıldığı sonradan yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Haymana Kaplıcaları:<br />
Haymanaya kaplıcalara gittim. Otelde yer bulamayınca pansiyona yerleşin. Orada tanıştığım bir kaç. amaca ile akşamlar bol bol sohbet ettik. Birisi ilaç saatim geldi diye cebinden bir ilaç çıkardı, bu kalp için dedi onu geri yerine koydu, öbür cebine baktı, bu bronşite karşı dedi onu yerine koydu, bir başka cebine baktı bu kanımdaki anormalliklere karşı dedi, onu yerine koydu, bir başka cebinden çıkardığı ilaca bu böbrek iltihaplanmasına karşı dedi onu yerine koydu. Ben başladım gülmeye adam neden gülüyorsun işte yaşlılık böyle sende yaşlanınca hep ilaçlarla gezersin dedi. Ben ona hayır ben ilaçlarla gezmem bu kesin dedim. Oda neden sen hastalanmazısın?dedi. “Ben hastalanırsam  şifalı bitkilerle tedavi olurum” dedim. Kimyasal ilaç kullanmam dedim.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Adam ben şifalı bitkileri tanımam, o eskidendi köyde bu işi bilen biri olurdu herkesi birkaç bitki ile iyileştirirdi, şimdi onlar yok artık. şimdi doktorlar var ve onların yazdığı faydasız ilaçlar dedi. Nasıl oldu da bu hale geldiniz dedim. adamcağız böbreklerini üşüttüğünü ve doktora gittiğini onun yazdığı ilacın yan tesirinin tansiyonunu yükselttiğini, bu sefer onun için ilaç yazdığını onu kullanmaya başlayınca, karaciğere zarar verdiğini ve Böylece zamanla ayaklı eczane gibi olduğunu söyledi. Ben ona şayet İlk hastalandığımda altın başak otunun çayını içseydin bunların belki de hiçbirini görmezdin dedim. Bu amaca gibi binlerce insan perişan oluyor ve yıllarca ilaçlara bağımlı ve acı çekerek yağamaya mahkum oluyorlar ve de çoğu servetini kaybediyor.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Önümüzdeki yüz yılda dünyayı büyük firmalar özellikle de ilaç firmaları yönetecek. Yoksa yönetiyor mu demeliydim?</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">İnsanlık!İlaç tüketimi açısından tek yönlü muazzam bir propagandanın etkisi altında. Bizi görsel ve yazılı medya aracılığı ile korkutup “hapı yutmazsanız hapı yutarsınız…” diyorlar.. Öyle bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz ki ne kadar aldırmazlık edersek edelim bir süre sonra ‘Acaba yanılıyor muyum? Bu vitamin sahiden işe yarıyor da ben mi almıyorum?’ diye şüpheye düşüyor, yanımızda avuç avuç ilaç yutan, muhtemelen Amerika’dan yeni dönmüş mesai arkadaşımızı gördükçe ‘Yoksa bu kendini beğenmiş benden uzun mu yasacak?’ diye geriliyoruz. Bir gün, iki gün dayanıp sonunda ‘Parasıyla değil mi?’ deyip en yakın eczanenin yolunu tutuyoruz… Yalan mi?</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">Dünyada ki yeni ilaçlarla ilgili tüm bilimsel çalışmaları ve araştırmaları  ilaç firmaları yaptırıyor. Esasında üniversiteler ve bağımsız araştırma kuruluşları yapıyor görülüyor ama arkada parayı bastıran ilaç firmaları. Size araştırmayı yaptırırken de baştan bir mukavele imzalatıyorlar; sonuçlar ancak onlar isterse yayınlanabiliyor. Haberleri olmadan araştırma sonuçları hakkında konuştunuz mu yandınız, bir anda kendinizi mahkeme kapılarında bulabilirsiniz. Her şey denetim altında olduğundan bir ilacın yan tesirleri ile ilgili bir araştırma yapmak isterseniz ulaşacağınız bilgiler de sınırlı oluyor.</p>
<p class="MsoNormal" style="background: white 0% 50%; text-indent: 27pt;">inanmazsanız her hangi bir ilaç. için Internet’te araştırma yapmaya kalkın. Yararlan ile ilgili binlerce yazı bulabilirsiniz; örneğin, siz o ilacı kan sulandırmak için aldığımızı zannederken bir bakarsınız ki meğer o ilaç kansere, kalbe, bağırsaklara, gaza, hatta mayasıra bile iyi geliyormuş da haberiniz yok!… Nereden alabileceğiniz, kaça alacağınız, nasıl ısmarlayacağınız hepsi Internet’te yazılı… Yan tesirlerini bulabilmek içinse elinizde büyüteç, Sherlock Holmes gibi sıkı bir araştırmacı olmanız lazım. Bulabileceklerinizin, ancak firmanın sizin ‘bulmanıza izin verdikleri’ olduğunu da bilin.</p>
<p>Başta Kanada ve Amerika olmak üzere, ilaçların yan tesirleri yüzünden her yıl binlerce kişinin olduğu veya hastanelik olduğu ülkelerde devlet, halkı bu konuda aydınlatan özel birimler ve Internet siteleri kurmaya başladı. Darısı bizim Sağlık Bakanlığının başına diyeceğim ama becermeye çalışıp beceremedikleri o kadar iş var ki, bu işe ne zaman sıra gelir bilmem… Benden size tavsiye eğer sağlıklı olmak istiyorsanız ilaç firmalarının ‘hapı yutmazsanız, hapı yutarsınız’ sözlerine kulaklarınızı tıkayın, mutlaka gerekmedikçe ilaç almayın, unutmayın Hapı yutarsanız, hapı yutarsınız’…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/tip-mafyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avitaminoz</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/avitaminoz/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/avitaminoz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 12:17:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=249</guid>
		<description><![CDATA[Vitamin B12
Vitaminler vücudumuzdaki birçok işlemde; proteinlerin, fermentlerin oluşmasında, metabolik değişimlerde, mikroplara karşı mücadelede ve hücre yenilemede anahtar rol oynar. Latince de “vita” kelimesi hayat anlamına gelir. Vitaminler,kanın ve hücrelerin oluşmasında önemli rol oynar, saçları kuvvetlendirir, derinin bakımlı ve gözlerin iyi görmesini sağlar. B12-Vitamin yetersizliği,mide ve bağırsak mukozasının bozularak görevini yapmaz hale getirir ve sinir hücreleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vitamin B12</strong><a href="http://www.dogaltedavi.net/gallery2/d/13213-1/vitaminb12.gif"><img class="attach alignright" style="border: 0px none;" src="http://www.dogaltedavi.net/gallery2/d/13213-1/vitaminb12.gif" alt="" width="184" height="182" /></a><br />
Vitaminler vücudumuzdaki birçok işlemde; proteinlerin, fermentlerin oluşmasında, metabolik değişimlerde, mikroplara karşı mücadelede ve hücre yenilemede anahtar rol oynar. Latince de “vita” kelimesi hayat anlamına gelir. Vitaminler,kanın ve hücrelerin oluşmasında önemli rol oynar, saçları kuvvetlendirir, derinin bakımlı ve gözlerin iyi görmesini sağlar. B12-Vitamin yetersizliği,mide ve bağırsak mukozasının bozularak görevini yapmaz hale getirir ve sinir hücreleri normal çalışamaz hale gelir.</p>
<p>B12-Vitamini,bazı bakterilerin besinidir.Azalması ile birlikte faydalı bakterilerde azalır ve neticede bağırsak florası bozulur. Vitaminlerden C,E ve Provitamin A immun sistemini (bağışıklık sistemi) kuvvetlendirir. Böylece vücudumuzu hastalık yapıcı,bakteri, virus, mantar ve parazitlere karşı korur. Vitaminlerden bazıları: C, E-Vitamini ve Provitamini,A vitamini besinlerden alınırken bazı vitaminler (B12 ve K2-Vitamini) ise bağırsaklardaki faydalı bakteriler tarafindan üretilir.</p>
<p>Alkol, sigara, kahve, siyah çay, kimyasal ilaçlar, özelliklede antibiyotikler ve kortizon alma ve zayıflama rejimleri vitamin yetersizliğine sebep olur. Örnegin;A-Vitamini yetersizliği: Göz hastalıklarından;gece görememe, gözlerin kuru hissedilmesi, gözün munzam tabakasında sertleşmeler ve yaralar ortaya çıkar. Deri hastalıklarından:Derinin kuruması, kepeklenme, nasırlaşma ve buruşma. İltihap rahatsızlıkları:Mukoz<a href="http://www.lef.org/magazine/mag2000/images/dec2000_report_b12_03.jpg"><img id="ncode_imageresizer_container_3" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://www.lef.org/magazine/mag2000/images/dec2000_report_b12_03.jpg" border="0" alt="" width="187" height="174" /></a>a iltihaplanması, nefes yolları sindirim ve idrar yolları iltihaplanması rahatsızlıkları ortaya çıkar.</p>
<p class="MsoNormal">C-Vitamini yetersizliği,enfeksiyon hastalıkları ile mücadeleyi imkansız kılar ve böbrek üstü bezelerinin hormon salgılamasını,depolanmasını zorlaştırır. D-Vitamini yetersizliği başta kemik hastalıklarına sebep olur fazla alınmasında (hap olarak) yine rahatsızlıklara sepeb olur. B1-Vitamini,sinir ilithaplanmasına. E-Vitamini yetersizliği kalp, damar, kas, ara doku ve deride rahatsızlıklara sebep olur. B6-Vitamin yetersizliği sinirsel rahatsızlıklar, bunalım, uykusuzluk, kansızlık, kaserimleri, ağız ve dilde iltihap, hastalık, dermansızlık vb. rahatsızlıklara neden olur.</p>
<p class="MsoNormal">B12- Vitamini,bağırsak florası tarafından üretilir. Bu vitaminlerin yetersizliği halinde ise aminoasitlerden methionin metabolik dönüşümü sırasında artık madde olarak ortaya çıkan homocysten oranı yükselir. Bu ise LDL-Kolesterolunu oksitler, oksitlenen LDL-Kolesterolü yiyerek ölen makrofajlar,mukozada ve damarların iç yüzeyine yapışır. Başta allerji, damar sertliği olmak üzere bir çok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olur.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Bir diğer önemli faktör ise Mide:</strong> Aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çicolata, kek vb.) ve soft içecekler (cola vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla,çok kolay gastrit (mide iltihaplanması, mide mukozası iltihaplanması) oluşur. Bu nedenle mide,yeterince intrinsic faktörü (sialinasitli glukoprotein) salgılayamaz. Intrinsic faktörü:B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki,diabet hastaları için insulin ne kadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktörü de o kadar önemlidir. İntrinsic faktörünün yetersizliği vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, deri hastalıkları, sindirim organlarındaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722)</p>
<p class="MsoNormal">Vitamin yetersizliğini (Avitaminoz) haplara gidermeye çalışmak da mahzurludur, çünkü o zamanda vücut hazır vitaminlere alışır ve besinlerden vitamin almayı yavaşlatır. Bu nedenle bağırsakların en ideal çalışmasını sağlamak gerekir. Böylece vitamin ihtiyacı,doğal olarak karşılanır ve problemlerde ortadan kalkar. Finlandiya da,prostat büyümesi rahatsızlığı olanlara aşırı E-Vitamini verilmiş ve hastaların daha kötü olduğu,iyi huylu prostat büyümesinin kötü huylu ur’a dönüştügü tesbit edilmiştir. Avitaminoz ancak ve ancak bağırsak mukozasını yenileme (rejenerasyon), bağırsak florasını sağlıklı hale getirme vede bağırsak içeriğinin pH=5-6,5 arasına getirmekle mümkündür. Öncelikle uzman bir doktora gidilmelidir, ayrıca doğal ilaçalardan <a href="http://www.dogaltedavi.net/">Gökçek İksiri</a> veya ZYE kullanılabilir. Ayrıca pirinç kabuğu, buğday kepeği ilaçları ile çinkoda etkilidir.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Bana göre;</strong>Vitaminler içinde B12-Vitamini en karmaşık (kompleks) bir yapıya sahiptir ve de bu kadar kompleks ,aynı zamanda düzenli olan bir vitamin bağırsak florası (faydalı bakteriler) tarafından üretilir. Yani bağırsaklardaki faydalı bakteriler B12-Vitamini ni salgılar. Akla şöyle bir soru gelebilir, nasıl oluyor da bakteriler bu kadar kompleks olan bir vitamini yapabiliyor? Bu soruya!Arı nasıl ki bal yapıyorsa ki, bu balı kendisi için yapıyor, fakat bunun çok cüzzi kısmını kendi yerken , büyük bir kısmı insanlar tarafından yenilmektedir. B12-Vitaminide bağırsak florası tarafından üretilir, aslında bakteriler kendi ihtiyaçları için bu vitamini üretirler, fakat yiyeceği B12-Vitamininden çok azını kendileri tüketirken, asıl büyük kısmı insan vücudu tarafından değerlendirilir. B12-Vitamininin,en önemli fonksiyonu bağırsak florasının besini olması, yani azalması halinde bağırsaklardaki faydali bakteriler azalır ve onların yerine mikroplar (patojen bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler) yerleşir.</p>
<div class="MsoNormal">Bu mikropların ürettiği zehirli gazlar, zehirli alkoller, zararlı biyojen aminler üretirler. Bu maddeler ise vücut için zehirlidir ve bu zehirli maddeleri arıtmak için karaciğer ve böbrekler başta olmak üzere ve diğer sindirim organlarının zayıflamasına neden olur ve de neticede kalitesiz enzim salgılarlar. Kalitesiz enzim sindirim zafiyeti demektir, buda zamanla hastalıklara sebep olur. Mideatrofisi (atrofi: sağlıksız beslenme veya beslenme yetersizliği nedeniyle bir organın normal yapı ve görevini kaybetmesi) sonucu intrinsic faktörünü yeterince üretemez ise veya pankreas zafiyeti nedeniyle yeterince tripsin üretilememesi gibi sebeplerden dolayı B12-Vitamini bağırsaklar tarafından absorbe edilemez. İşte bu nedenle B12-Vitamin yetersizliği ortaya çıkar. intrinsic faktör: mide mukozasını salgıladığı sialinasitli glikoproteine verilen isimdir.</div>
<div>Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek İksiri</a> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek Tonik</a> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.</div>
<div>Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/avitaminoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Curuf&#8217;dan arınma</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/curufdan-arinma/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/curufdan-arinma/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 12:16:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Curuf&#8217;dan arınma,
Curufa karşı etkili doğal ürünler: 1. Gökçek İksiri mutlak gereklidir, çünkü vücuttaki curufu temizler.
 Curuf&#8217;dan arınma, curuftan temizlenme:
Curuf kelimesi modern tıpta kulanılmamaktadır, fakat kelimenin almanca karşılığı Entschlackung Almanayada oldukca çok kulanılan kelimedir. Bilindiği gibi curuf maddenleri eritince ortaya çıkan saf maddenin yanında birde pislik yığını ortaya çıkar bu artık maddeye curuf veya cürüf denir. Alternatif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><!-- google_ad_section_start -->Curuf&#8217;dan arınma,</strong></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Curufa karşı etkili doğal ürünler:</strong></span></span> <span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #0000ff;">1. Gökçek İksiri mutlak gereklidir, çünkü vücuttaki curufu temizler.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><strong><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">Curuf&#8217;</span><span style="font-size: small;">dan arınma, curuftan temizlenme:<span style="font-family: Verdana;"><strong><span style="font-size: small;"><img class="alignright" style="border: 0px;" src="../curuf.jpg" border="0" alt="" width="400" height="292" /></span></strong></span></span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Curuf kelimesi modern</strong> tıpta kulanılmamaktadır, fakat kelimenin almanca karşılığı Entschlackung Almanayada oldukca çok kulanılan kelimedir. Bilindiği gibi curuf maddenleri eritince ortaya çıkan saf maddenin yanında birde pislik yığını ortaya çıkar bu artık maddeye curuf veya cürüf denir. Alternatif Tıp?ta curuf?dan arınma metabolik değişimler sonucu ortaya çıkan artık maddelerden arınma anlaşılır. Curuftan arınma oruç tutma, terleme kürları, şifalı bitki çayları, tentürler ile olursada en kalıcı tedavi Gökçek İksiri ile mümkündür. Modern Tıpta buna yer verilmez ve böbrekler ve karaçiğer vücuttaki artık maddeleri (cüruf) dışarı atar denir ve ayrıca arınmaya gerek yok derler.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Vücudumuzda 100 trilyon</strong> hücredeki metabolik değişimler yani hücrede enerji oluşumu sırasında karbonikasit (H2CO3) çıkar ve <span style="color: red;">ayrıca bazı besinler (et, peynir ve mamüleri) ve içecekler (siyah çay, kahve ve kola) vücudun asit oranını aşırı yükselir.</span> Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi ve sodyumbikarbonat (NaHCO3)-karbonikasidi tampon sistemi ile vücudun aist-baz denğesi korunur. Karbonikasit ve laktikasit (sütasidi) su ve karbondiokside dönüşür ve buda böbrekler ve akciğer tarafından dışarı atılır. Dışarı atılamayan asitler mineraller tarafından tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra doku, kas, eklem, deri ve bağdokularına CURUF şekline yerleşir (depolanır). <span style="color: #ff0000;">Curuf dağınık veya aynı oranda kas, deri, deri altı, organ ve dokulara yerleştiği gibi yağbezi, kist, miyom veya siğil şeklinde de oluşabilir veya lenf bezelerinde aşırı şişkinlikler oluşabilir. </span>Bu sürekli depolama hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnesiyum vb.)&#8212;&#8212;&gt;HCO2X oluşur. Ve bu CURUFTUR ve bu curufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerleşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler (örneğin alerjiye sebep olan histamin) üretirler. Vede sayısız hastalıkların merkezi oluşur. </span></span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">İstanbul çöplüğe dönmüştü:</span></span></strong><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"> Yıllar önce İstanbula gittiğimde Beldiye başkanı Nurettin Sözen&#8217;di ve belediye işçileri aylardır grev yaptığından istanbul&#8217;da park, bahçe, sokak ve caddelerinde höbek höbek çöp yığınları oluşmuştu. İnsanalar burunlarını tutarak hızla oradan uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Bu mikrop yuvalarını çevredeki insanlar kendi imkanları ile yok etmeye çalışıyor, fakat o kadar çöpü yok etme imkanı olmadığından işyeri sahipleri bir biri ile münakaşa ediyorlardı ve hatta kavgalar oluyordu. İnsanlar bir birleri ile dükkanımın önüne çöp atarsın artamazsın vs diye kavga ediyorlardı. İşte vücudumuz&#8217;da da böyle çöp yığınları oluşur ve buna curuf denir. Ne kadar çöp o kadar hastalık. Sağlıklı insanlar (hastalar değil) sade ve temiz et&#8217;den haftada 1-2 defa az olmak şartı ile yiyebilir, fakat sucuk, salam ve sosis gibi et artıkları ve aşırı kimyasal katkı maddeleri içermesi nedeniyle hiç iyi değil yenmemesi gerek. Tabii en tehlikeli madde peyniri sağlıklı veya hasta çocuk veya yetişkin hiçbir kimsenin yememesi gerekeir, çünkü curuf&#8217;a sebep olur.</span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Zehir ve curufun farkı:</strong></span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Zehir direkt ve aktif olarak tahribat yaparken, curuf metabolik değişimler sırasında ortya çıkan artık madde yoğunluğudur. Curuf ne zaman problem olur, şayet vücut curufu artık tamamen dışarı atamıyorsa ve vücutta depolanıyorsa (kalç, göbek,ense, romatizma yumruları, lenfbezeleri, bağırsaklar, çürük dişdipleri, bağdokuları vs.) ve hatta bazılarının göbeği, bazılarının kalçası ve bazılarının ensesinde aşırı şişme olursa buradaki yağ tabaklarının arasıda curufla dolar. Bu demek değidirki curuf sadece obezlerde (şişman) olur. Zayıf insanlardada aynı oranda tehlike teşkiledebilir. Normal olarak sağlıklı insanın vücudu curufu (ölü hücreler, yağlar, metabolik değişimler sonu ortaya çıkan artık maddeler vs) ve zehiri dışarı atar. Tek taraflı sağlıksız beslenme özeliklede aşırı hayvansal besinler (et-peynir masalına bak), stres ve sigara, alkol ve kimyasal ilaçlar (özlikle antibiyotikler, kortizon, parasetamol vb) gibi aşırı yükleneme ve bu zehirin tamamen dışarı atılamaması nedniyle vücutta aşırı zehirli madde yoğunluğu oluşur ve burada mikroplar için çok uygun yuva oluşturur. <span style="color: #ff0000;">Curuflara yerleşen bakteri, virüs ve mantarlar bağışıklık sistemi tarafından yokedilemez ve buradaki mikroplar sürekli zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler</span><span style="color: #ff0000;">(örneğin alerjiye sebep olan histamin)</span><span style="color: #ff0000;"> üretir. Buda vücudun bütün dengelerini alt üst eder ve çok çeşitli hastalıkların ortya çıkmasına sebep olur. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Örneğin: Bağırsakalardaki zararlı bakteriler ve mantarlar</strong> aşırı miktarda metan gazı üretirler buda bazı kişi yellenince çok pis koku yayılmasına neden olur. Bazılarınında zehirli alkoller aşırı üretilir ve bu kişiler alkol içmedikleri halde ağızları alkol kokar. Bazılarındada aşırı histamin üretirler, bu histaminde her türlü allerjinin sebebidir. Doktora gittiğinizde o sizde aşırı histamin var ne yapalım, bunu denğelemek için size kortizon hapı veya iğnesi yapalım derler. Oysa salğı bezeleri veya ana hücreler (mast cell) tarafından kaç mikro, hatta nanogram hangi hormondan salğılanması gerektiği beyin (büyük şef) tarafından tayin edilir ve hipfiz gudesine emir verilir, oda böbreküstü bezeleri, tiriod, bezeleri testisler, yumurtalık vb organlara hangi hormanondan ne kadar üretilmeis gerektiği konusunda talimat verir ve hormon gerektiğince üretilir. Beki bağırsaklardaki zararlı bakteri ve mantarlar tarafından üretilen histamine karşı beyin tetbir alabilir mi? Hayır neden? Çünkü mantarlar ve zararlı bakteriler yabancıdır ve beynin konturol alanı dışındadır. Bu nedenle doktorların allerji hastasına kortizon yazması bir ömür boyu devam etmek zorundadır ve tedavi edici değildir. Çözüm: Mantarları ve zararlı bakterileri vucuttan arındırmak. Buda curufu yoketmekle mümkündür. Cürufta Gökçek İksiri ile yok olur, baka bir yolu yok. Bizim yaptığımız iş sivrisinek öldürmek değil bataklığı kurutmaktır. </span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Et ve Peynir </strong>gibi ağır hayavansal besinler vücudun asitlenmesine neden olur, asitenen vücudu arıtmak için genelikle çeşitli ilaçalar alınır. Bunlar içinde en etkili olanı Gökçek İksiridir. Fakat sağlıklı beslenip vücudu aşırı yormamak ve curuf oluşmasına imkana vermemek gerekir. Curuf oluşmuşsa bunu yok etmek gerekir buda anacak Gökçek İksiri ile mümkündür. Curuf vücuttan atılmazsa ne olur? Damarlar, lenf bezeleri ve damarları, organlar, bağdokuları, çürük dişdipleri, çene, eklemeler veözeliklede bağırsaklar da yoğunlaşır (depolanır). Curuf birikintilerine yerleşen mikroplarda kendilerine daha kolay faliyet alanı oluştururlar. Böylece romatizma, gut hastalığı, her türlü iltihaplı hastalıklar, lenf bezelerinde şişme, damarlarda yağlanma, dokularda asitlenme ve tıkanamaya sebe olur. Bunedenlede hücrelere besleyici maddeler (vitaminler, mineraller, aminositler, glukozlar vb) ve oksijen yeterince giremez.</span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Curuf arteriyoskleroz</strong> yani damar sertliği ve yağlanamasına sebep olur. Arteriyo skleroz 20 yaşındakilerde bile görülebilir, çünkü günümüzde gençler genelikle besin değeri olmayan fast foodla (Mc Donalds ve Burger King gibi) beslenmekteler ve soft içecek denilen cola ve fanta gibi aşırı şekerli içecekler içmekteler. Damar sertliği beyin-, kalp-, iskelet kasları-, ve cinsel organlarda fonksiyon yetersizliklerine sebep olur. Kanda kolesterolun görülmesi çok sonra ortya çıkar, kolesterol önce dokularda, eklemelerde, damarlarda yoğunlaşır sonrada kanada görüğkmeye başlar. Tedavisi sağlıklı beslenme, oruç tutma ve Gökçek İksiri ile mümkündür. Curuf olşmuşsa mutlaka Gökçek İksiri gerekir, çünkü </span></span><span style="font-family: Verdana;">Gökçek Tonik ve </span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Gökçek İksiri curufu eritir ve burda yuvalanan bakteri, virüs ve mantarlar ortada kaalır ve bunuda bağışıklık sistemi yokeder.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yıllar önce İstanbula gittiğimde o zamanın belediye başkanı Nurettin Özen&#8217;idi ve belediye işçileri grevde olduğundan güzel istanbul&#8217;un her kökşesi çöp yığınları içindeydi. İnsanlar sokaklarda burunlarına mendil tutarak veya ağzını burnunu tutarak çöp yığınlarından kaçıyorlardı. Çöpcü gelmezse sokaklar çöpten geçilmez ve salğın hastalıklar kısa sürede yayılır. İnsan vücudundaki curuflarıda buna benzetebiliriz, şayet hücre, hücre araları, dokular ve organlardaki curuf lenf sistemi ile ve kanla dışarı taşınır. Metabolik değişimler sonucu vücutta aşırı asit oluşur ve bu asit su ve karbondioksite dönüşerek dışarı atılır. Fakat sürekli yanlış beslenilirse curuflar yoğunlaşır ve dışarı atmak yerine dokular, damarlar, bağırsakalar, eklemler vs. de depolanır. Bu nedenle doğru beslenmek şarttır.</span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #ff0000;">Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek Iksiri ile tedavi olmak mümkündür. Fakat doğru beslenmek şarttır. </span></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #ff0000;">Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur. Siyah çay ve kahve içilmemeli, çünkü mide ve bağırsakları tahrişeder. Böylece vitaminler, mineraller, aminoasitler, vs&#8230;, yeterince alınamaz (absorbe) ve rahatsızlıklar ortaya çıkar. Et ve et mamülerine 5-6 ay aravermek gerekir, çünkü asidoza sebep olur, buda birçok hastalığın ana kaynağıdır. Gökçek İksiri vücudu curuflar&#8217;dan arıtır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><strong>Bağırsak florası ve kılcal kan</strong> dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.</span><a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: teal;">Gökçek İksiri</span></span></span></a></p>
<div><span style="color: #4b0082;"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</span></span><a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: teal;">Gökçek Tonik</span></span></span></a><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.</span></span></span></span></div>
<p><span style="color: #4b0082;"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="color: black;"><span style="color: black;"><span style="color: indigo;"><span style="color: blue;"><span style="color: black;"><span style="color: #4b0082;"><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;">Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/curufdan-arinma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asidoz</title>
		<link>http://www.gokcekaktar.com/asidoz/</link>
		<comments>http://www.gokcekaktar.com/asidoz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 12:12:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>igokcek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gokcekaktar.com/?p=245</guid>
		<description><![CDATA[Asidoza karşı etkili doğal ürünler 
1. Tedavisi Gökçek İksiri ve Gökçek Tonikle ve doğru beslenmekle mümkündür. (Gökçek Diyet)
2. Bazik Tuz veya Karbonat iyi gelir fakat etkileri geçicidir. Akut hallerde kulanılır.
Asidoz: Helicobacter pylori isimli bakteri asidoz nedeniyle zayıflayan mide ve onikiparmak bağırsağına daha kolay yerleşir. Candida albicans isimli maya mantaları ise bütün sindirim organlarının mukazasında bunsada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Asidoza karşı etkili doğal ürünler </strong></p>
<p><strong>1.</strong> Tedavisi Gökçek İksiri ve Gökçek Tonikle ve doğru beslenmekle mümkündür. (<a href="http://www.gdiyet.com/" target="_blank">Gökçek Diyet</a>)<br />
<strong>2.</strong> Bazik Tuz veya Karbonat iyi gelir fakat etkileri geçicidir. Akut hallerde kulanılır.</p>
<p><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/asidoz66.gif" border="0" alt="" width="210" height="152" /><strong>Asidoz:</strong> <span style="color: #ff0000;">Helicobacter pylori isimli bakteri asidoz nedeniyle zayıflayan mide ve onikiparmak bağırsağına daha kolay yerleşir. Candida albicans isimli maya mantaları ise bütün sindirim organlarının mukazasında bunsada daha çok bağırsaklarda, özeliklede kalın bağırsağa yerleşir. Her ikiside asitlenmeye sebep olur ve toksik maddeler özeliklede zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler (örneğin allerjiye sebep olan histamin) üretirler.</span></p>
<p>Bir çözeltide varlığı ile bir asit veya bir alkalinin eklenmesinden oluşan pH değişmelerini azaltan kimyevi maddelere tampon adı verilir. Vücudun kimyevi tamponları içinde 4 ana tampon sisteminden söz edilebilir: Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi, protein tampon sistemi, fosfat tampon sistemi ve bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi. İnsan bünyesinde, kanın pH&#8217;sı bir ömür boyu belirli bir denğede tutulmakta olup ortalama pH:7,4&#8242;dır. İnsan ömrü boyunca, yaz ve kış, gece ve gündüz demeden kanın pH&#8217;sı sabit tutulmaya çalışılmaktadır. pH&#8217;da çok az bir oynamanın (asit veya baz (alkali) 02 oranında dahi kayma olunca hayati tehlike olur. Yani pH&#8217;sı 7,35&#8242;in altı veya 7,45&#8242;in üstü olursa hayati tehlike olur. pH&#8217;nın korunmasında vücudun tampon sistemleri ve bu arada akciğer ve böbreğin büyük rolü vardır. Akciğer ve böbreklerde asit iyonların dışarı atılır. Bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi tampon sistemler içinde adından en f<img class="alignright" src="http://www.dogaltedavi.net/gallery2/d/13215-1/Vitaminb12.jpg" alt="" width="196" height="203" />azla bahsedilen bir sistemdir. Bikarbonat-karbonik asit sistemi, zayıf bir asit ve bunun kuvvetli bir bazla meydana getirdiği tuzun karışımından ibaret bir sistem olup, diğer bütün tampon sistemlerin tabi olduğu kanunlar uyarınca çalışır.</p>
<p><strong>Vücudumuzda 100 trilyon</strong> hücredeki metabolik değişimler yani hücrede enerji oluşumu sırasında karbonikasit (H2CO3) çıkar ve ayrıca bazı besinler (et, peynir ve mamüleri) ve içecekler (siyah çay, kahve ve kola) vücudun asit oranını aşırı yükselir. Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi ve sodyumbikarbonat (NaHCO3) karbonikasidi tampon sistemi ile vücudun aist-baz denğesi korunur. Karbonikasit ve laktikasit (sütasidi) su ve karbondiokside dönüşür ve buda böbrekler ve akciğer tarafından dışarı atılır. Dışarı atılamayan asitler mineraller tarafından tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra bağdokularına CURUF şekline yerleşir (depolanır) ileride atılmak için. Bu sürekli depolama hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnesiyum vb.)&#8212;&#8212;&gt;HCO2X oluşur. Ve bu CURUFTUR ve bu curufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerlaşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler üretirler. Vede sayısız hastalıkların merkezi oluşur.</p>
<p><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://www.alternatif-tip.net/hastaliklar/asidoz65.jpg" border="0" alt="" width="150" height="155" />Kanda ve hücreler arası sıvıda karbonik asit, asetik asit, fosforik asit, sülfirik asit ve sütasidi (laktik asit) yoğunlaşması kalp kaslarına zarar verir ve kalp krizi ortaya çıkar. Ayrıca beyin kanaması, kandolaşımı anormalikleri ve müzmin iyileşmeyen yaralar görülür. Hemoglobin ve sodyumbikarbonat asidin bir kısmını tampon sistemi ile baza çevirir ve asitlenmeyi önler. Tabii vücutta yeterince mineral varsa, yoksa depoluyarak CURUF oluşturur. Bu nedenle derin nesfes alınca daha çok karbondioksit dışarı atılır ve buda vücuttaki asidin azalması demektir. Mide tarafından tuz ve karbonikasidin sodyumbikarbonat ve tuzasidine çevrilmesi ile ortaya çıkar. ( NaCl + H2CO3 &#8212;-&gt; NaCO3 + HCl ) Mide derisi bir kaç tabakadan oluşur iç tabakalar bu görevi görür. Tuz asidi midenin içine verilirken sodyumbikarbonat Pankreasa gönderilir.</p>
<p>Kanın pH-Değeri 7,4?dır, yani hafifi bazik olup bu değer 7,35-7,45 arasında hafif değişebilir. Vücüdumuzdaki bir çok metabolizma hareketleri sonucu (proteinler parçalanınca fosforik asit, sülfirik asit, yağlar ve karbonhidratlar parçalanınca asetik asit va karbonik asit oluşur.) asit oranı yükselir ve bunun beli bir zaman sonra yeniden normal seviyeye gelmesi gerekir. Bazik olan minereallerle (potasyum, sodyum, kalsiyum, magnesyum) gibi) kanın asit-baz denğesini sağlamada önemli rol oynar. Bilindiği gibi tuzun yapısı sodyum ve klorid isimli iki elementten oluşur. Şayet kişi aşırı et, peynir ve mamülleri, tatlılar yer ve siyah çay, sigara ve alhol içerse kandaki pH-değerinin asitlesmesine sebep olur, çünkü bu besinler asitleşmeye neden olurlar.</p>
<p>Bağırsaklarda pH-Değeri 5-7 arası olması gerkir, yani hafif asidik bir ortam olması gerekir. Bağısakflorasının en önemli faydalı bakterisi olan laktikasitbakterileri (sütasidibakterileri) ancak bu ortamda yaşayabilirler. Bagirsakflorasini oluşturan bakteriler lifli besinleri parcaliyarak yağasitlerine dönüştürürler, bu insan sağliği için cok önemlidir. Bağirsakforasi ayni zamanda B12 ve K2-Vitamini gibi önemli vitaminleride yaparlar. Bu ne demek, bu kişi şayet lifli besinler (sebzeler, meyveler ve kepekli un mamüleri) yemezse avitaminoza (vitaminyetersizliği) ortaya cikar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bağırsakalrdaki zehirli gaz dışarı atılmazsa sindirim salğılarına karışır ve zehirlenmeye neden olur. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kalp kaslarının pH&#8217;sı 6,9 yani çok hafif asitli ortamdadır, fakat 6,5&#8242;in altına düşerse kalp krizi olur.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asitleri lenf bezi asidik tuz çevirirken şişer.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asidoz nedeniyle mantarlar özeliklede bağırsak mantarları çoğalır.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asidozla birlikte amoniak, aflotoksin ve aldehidler çoğalır ve bunlaer başta karaçiğer ve beyine zarar verirler.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asidoz nedeniyle küçük kandolaşımı anormalikleri ortaya çıkar ve basur oluşur.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Tatlı besinler metabolik değişimler sonucu aside dönüşür. Bu asidi atmaya çalışır aramazsa curufa dönüştürerek depolar.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Fazla yağlar (et ve peynir) asetikaside buda asetik tuzuna dönüşür. Bu nedenle Et mamülerindeki protein ürük aside dönüşür, buda ürikasit tuzuna dönüşerek curuf şeklinde depolanır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asitler asidik tuza dönüşürken aşırı oranda sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi mineraller harçanır. Asitleri nötürleştirmekte veya hücre yapımında kulanılması gereken mineraller azalır.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hücre asitlenmesi ve curuflanması nedeniyle hücreler sertleşir. Örneğin Eritrozitler sertleşince oksijeni ve besleyici maddeleri hücrelere kadar taşıyamaz çünkü esnekliğini kaybeder.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asidoz nedeniyle nefes darlığı ortaya çıkar çünkü eritrozitler oksijen taşımakta ve ve kılcal damarları çemkete zorlanır.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asidozla birlikte kanda proteinde varsa kanın akışı yavaşlar çünkü koyulaşır. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Curuf için harçanan mineraller saç, kemik ve kemikten alındığından, kemiklerin yoğunluğu azalır, tırnaklar kırılır ve saçlar dökülür. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Curufun sertleşmesi deride şişli,klere yani selülite sebep olur. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asidoz nedeniyle iğne şekilinde asit kristalleri oluşur ve bu kristaller kıkırtakları tahripeder ve neticede disklerde beslenemez ve disk fıtığı görülür ve eklemler deforme olur.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Asit kristalleri sinir hücrelerine batar ve sinirsel ağrılar görülür.</span></p>
<p><strong>Asitlenme kolesterolada sebep olur.</strong> Asit kandaki kalsiyumu kendine bağlar, kanda kalsiyum bulamazsa damarların iç duvarındaki kalsiyumu alır ve buradada bulamazsa kemiklerden kalsiyum alır. Alınan kalsiyum yerine kolesterol görev alır. Şayet sürekli azalan kalsiyum yerine kolesterol eklenirse damarlar sertleşir. Bu sertleşen damarlar mesela tansiyonun yükselmesi ile birlikte damarın iç duvarında çentikler (küçük yırtılmalar) görülür. Bu yırtıklarda kolesterolla yamanır ve sürekli damarlar sertleşir. Kemiklerde bir miktar kalsiyumun eksilmesi büyük bir problem olmayabilir ama kanın çok hafif asitlenmesi ölüm demektir.</p>
<p>Kemo terapi gören ağır hastalarda aşırı hücre ölümü görülür, hücre ölümleri kandaki ürikasidi artırır. Bu nedenle eksilen kalsiyumu açil olarak damardan takviyeetmek gerekir.</p>
<p>Fosforasitli içecekler (limonata) kandaki ve kemikteki kalsiyumu dışlar ve onun yerine geçer. Böylece kemik erimesi görülür.</p>
<p><strong>Romatizma bir asidoz hastalığıdır.</strong> Et ve peynir yiyenlerde aşırı oranda ürikasit görülür. Bunu asidik tuza çevirmek için aşırı oranda X-Elementleri (sodyum, potasyum, kalsiyum, flor, klor, magnesiyum vb..) gerekir. Ürikasiti Ürikasit kristallerine dönüştürerek depolanır. Böbrekler beli miktarda ürükasiti dışarı atar. Şayet protein alımı devam ederse veya çürük diş varsa (buda sürekli protein parçalanmasına neden olur) böbrekler bu kristalleri dışarı atamazsa, ürikasit tuzuna çevirerek depolar ve bu kristallerde dokuya batarak ağrı verir.</p>
<p><strong>Midenin zayıflaması</strong> veya iltihaplanması nedeniyle kaliteli veya yeterince sodyumbikarbonat üretemez. Buda vücutta asitlenmeyi önleyen en önemli faktör olan sodyumbikarbon yetersizliğine vede neticede asidoza sebep olur. Asidoz sonucu: Kalp ve kandolaşımı rahatsızlıkları, kabızlık, romatizma, gut hastalığı, şeker, yağ hazımsızlığı, kanser ve diğer iltihaplı bir çok hastalık ortaya çıkar.</p>
<p>Et-, peynir ve etmamüleri vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötüleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonlari ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda H2O (su) idraryoları ile CO2 (karbondioksit) nefesyolları ile dışarı atılır. Aşırı et-, peynir ve etmamülleri ise H2CO3?nin aşırı yükselmesine sebep, buda kanın asitlenmesi demekdir ve bu büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akçiğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur. Uyumakla yorğunluk geçmez, bu nedenle en fazla haftada iki gun et yenmelidir ve asla peynir yenmemelidir.</p>
<p><strong>Pankreas zafiyeti:</strong> Bir diğer faktör ise bilindiği gibi mide asidi olup onu pankreasın salğıladığı sodyumhidrojenkarbonat?la nöturleştirir. Şayet pankreas zafiyeti söz konusu ise o zamanda kandaki asit ? baz dengesi bozulabilir. Asit-baz denğesinin bozulmasi bir çok hastalığın ortaya çıkmasına sebeb olabilir. Bu hastalıkların başında hertürlü allerji, hertü iltahaplı (enfeksiyon) rahatsızlıkları, kronik yorğunluk, belfıtığı, kas ve eklem rahatsızlıkları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve yüksek tansiyona sebeb olabilir. Bu nedenle bazik ağırlıklı besinlerle beslenmek gerekir ve bunlarin basında sebze ve kepekli ekmek gelir.</p>
<p>Yanlış beslenme sonucu bağırsaklarda pH-7 civarına (nötür) veya hafif üstüne çikarsa, buda besinmaddelerinin sindirimi sırasında ortaya çıkan amonyumu (NH4+) amonyaka (NH3) dönüşmesi demektir. Amonyak nötür, yani positif veya negatif yüklü olmadığından kolaylıkla hücrelere sızar ve buradan kana karışır. Kandaki amonyak biyojen aminler ve mikropların salğıladığı zehirli gazlar ve zehirli alkoller&#8217;de karaçiğer tarafından arıtılır. Bu ise karaciğeri aşırı yorar vede asli görevini yapamaz, yanıi enzimler salğılıyamaz hale gelir. Bu durumun uzun sürmesi bağırsakflorasının bozulmasına vede daha çok artık madde ortaya çıkması demektir ve bu şeytan üçğeni bozulmaz ise bir çok hastalığa neden olur. Amonyak hücreler için tehlikeli bir zehirdir, amonyum ise bağırsakmukazasını temizleyici özeliklere sahiptir.</p>
<p><strong>Mide-Bağırsak zafiyeti:</strong> Bir diğer önemli faktör ise mide aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.), soft içecekler (kola, fanta vb.), özeliklede dikkatsizce kulanılan kimyasal ilaçlar ve bunlarında en tehlikelisi olan ve bağırsak florasını ve mide mukazasını tahrip eden antibiyotiklerdir. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mide iltihaplanması, midemukazası iltihaplanması ve bağırsak florasının bozulması ve iltihaplanması tabi azalan faydalı bakterilerin yerine MANTARLARIN yerleşmesi. Bunedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılıyamaz ve bağırsakalrdaki mantarlarda sürekli mikotoksinler (mantar zehirleri) üretir. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin ne kadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir. İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722)</p>
<p><strong>Doğalilaçlarla asidoz, yani kanın asitlenmesi tedavi edilebilir.</strong> Bunların başında<br />
<strong>1-)</strong> Gökçek İksiri<br />
<strong>2-)</strong> Gökçek Tonik<br />
<strong>3-)</strong> Bazik Tuz gelir, fakat bu kalıcı bir tedavi değildir, sadece geçici olarak asidi düşürür.<br />
Kalıcı tedavi sadece Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik ile mümkündür. Su alırken asitli su veya içecek (cola, fanta, gasoz) vede özelikle siyah çay asla içilmemelidir. Özelikle içme sularına karbonikasit (gazlı içeceklerin hepisinde mevcuttur.) katılmaktadır, bu ise sağlıklı değildir. Bunedenle naturel su içilmeli vede birleşiminde hidrojenkarbonat olanlar tercihedilmelidir.</p>
<p><strong>2-)</strong> Asit-baz dengesini en iyi ZYE preparatları veya Gökçek İksiri dengelemede yardımcı olabilir. Bu asidoz?a doğru yönelen pH-değerini normala çevirir vede hertürlü mikrobu (bakteri, mantar, virus ve parazitler,) zararsız halle getirir. Ayrıca aradoku ve muhazadaki (sümüksü iç deri; mide mukazası, bağırsak mukazası gibi) artık maddelerin dışarı atılmasını sağlar ve lenf bezelerini çalıştırır (nezleye bak). Ayrıca stres, aşırı çalışma temposuda vücudun asitlenmesine neden olur ve bu nedenle psikolojik rahatlama (izin yaprak veya meditasyonla) gereklidir.</p>
<p><strong>3-)</strong> Pankreas zafiyeti nedeniyle Pankreasın yeterince bikarbont (H CO3-) salğılayaması sonucu ortaya çıkan asidoza karşı karbonat hapı (sodyumhidrojenkarbonat = Na HCO3) alınır, fakat bu kalıcı bir tedavi metodu değildir. Mutlak suretle mide ve bağırsakaların regenerasyonu gerekir. Buda anacak ve ancak Gökçek İksiri ile mümkündür.</p>
<p>Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir&#8217;i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek İksiri</a> vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.<a href="http://www.alternatif-tip.net/mambots/editors/fckeditor/editor/" target="_blank">Gökçek Tonik</a> mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içerirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gokcekaktar.com/asidoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
